Stephen King, günümüzde en fazla okunan yazarlardan biridir. İnsan psikolojisindeki korkuları derinlemesine ele alırken, kendi yarattığı dünyalarda bu korkuları ustaca işler. 2013 yılında yayımlanan Doctor Sleep (Doktor Uyku) romanı, The Shining (Medyum) kitabının devamı niteliğindedir.
Son dönemde başarılı bulduğum korku yönetmenlerinden Mike Flannagan, Doktor Uyku kitabını 2019 yılında başarılı şekilde sinemaya uyarlamış; The Shining (Cinnet) filminin yönetmeni Stanley Kubrick’e de saygı göstererek iki film arasındaki bağı korumuştur. Doktor Uyku filminde, özel güçlere sahip -pırıltı denilen- çocukları avlayan ve onlardan beslenen şeytani varlıklar anlatılır. Bu grup, çocuklara ilk etapta sevimli ve yardımsever görünür. Çocuklara güven verdikten sonra, onların özel güçlerini ortaya çıkarmak için korku yaratır. Korkan ve savunmasız hisseden çocukların başına toplanan bu varlıklar, işkence ederek ruhunun son damlasını tüketir ve dinlenmeye çekilirler. Bu süreçte hem besin zincirinin en üst halkasında yer alan çocuklardan beslenirler hem de genç kalırlar.
Tanıdık geliyor mu?
Özellikle dil bilmeyen, yoksul ve kazazede çocukları bir adada toplayıp onları eğlenceye dönüştüren bu şeytani gruplar…
Tanıdık geliyor mu?
Ayin yaparak, korkunun çocukları daha lezzetli hâle getirdiğine inanan bu psikopatlar…
Jeffrey Epstein adlı kişi çocuk istismarından hüküm giymiştir. Bu yirmi yıllık süreçte dosyası aralıklarla kamuoyuna sunulmuştur. 2019 yılında intihar ettiği kesinleşmiş olsa da bu kişilerin kendini asacak cesareti bulabileceğini sanmıyorum.
Dünyadan “yeterince” çocuk yok etmedikçe huzura kavuşamayacak bu zavallı mahluklar, kolay kolay ölebilecek insanlar değildir.
Epstein Adası olarak bilinen yerde ortaya çıkan çocukların kan donduran öyküleri, kötü insanların dünyayı ne kadar kendi istekleri doğrultusunda şekillendirebildiğini gösteriyor. Tıpkı Doktor Uyku filminde olduğu gibi; bunu psişik güçlerle değil, manipülasyon ve paranın zehirleyici etkisiyle gerçekleştiriyorlar.
En üzücü yanı ise bu davada sevdiklerimizin de yer alması. Belki filmlerini severek izlediğimiz, müzikleriyle kalbimizde yer etmiş, yönetmenliğiyle bizi etkilemiş birçok insan, kendi çocuklarına kıyamazken, tanımadığı çocukların çığlıklarını sofralarına meze ederek bu kepazeliğe ortak oluyor. İsrail hükümetinin çocuk yamyamlığına özenen, önce bir grup olarak başlayan bu masa, giderek büyüyüp tüm dünyaya yayılan koca bir sofraya dönüşmüştür.
Ne yazık ki Doktor Uyku filmindeki çocuk avcılığı olaylarının sadece kurgudan ibaret olmadığını düşünüyorum. Dünyada yaşayan canavarlar yüzlerce yıldır belirli olaylarla kendini gösteriyor. Her köşesinden pislik akan bu dünyada kim bilir kaç çocuk daha işkenceye maruz kalıyor. Basına ve sosyal medyaya yansımayan, üstü örtülen birçok hikâye var.
Stephen King’in Doktor Uyku romanından uyarlanan aynı isimli filmi tekrar izlediğinizde göreceksiniz ki kurgusallığı aslında kurgu değil… Doktor Uyku filmi, bize sadece bir hayal ürünü sunmuyor; toplumdaki kötülüğe ve masumların maruz kaldığı acılara da ayna tutuyor.
Her şakanın altında nasıl ki gerçek yatıyorsa her korku filminin de esinlendiği gerçek canavarlar var.
Kötülüğü tedavi etmemiz pek mümkün değil. İnsanlık vicdana kör oldukça acılar kaçınılmaz oldu ama onu besleyen kayıtsızlığı ortadan kaldırmak mümkün. Çocukların, hayvanların ve doğanın güven içinde var olabildiği bir dünya ancak insanın içindeki iyiliği hatırlamasıyla kurulabilir. Umut ve değişim küçük adımlarla başlar.



