Ukiyo-e nedir biliyor musunuz? Şimdiye kadar hiç duymadıysanız bile, eminim ki birazdan paylaşacağım resimler size aşina gelecek.
Ukiyo-e, Japonya’da 17. yüzyılda ortaya çıkan, 19. yüzyıla kadar da varlığını sürdüren bir sanat ekolü. Anlamı; yüzen dünya resimleri…
Çok hoş bir tanımlama değil mi?
Bu ekolde, Japonların günlük hayatı, toplumsal yaşam içindeki basit, sıradan ayrıntılar, doğa, güzel kadınlar resmediliyordu. Ahşap baskı ile çoğaltılıp satılan bu resimlerde, naif çizgiler ve pastel tonlarla sadeliğin güzelliği vurgulanıyordu. Fiyatlarının çok uygun olması ve kolay çoğaltılabilir olması nedeniyle de Japonya’da birçok evin duvarlarını süslüyordu.
Bu resimler, sadece Japonya sınırları içinde de kalmadı, 19. yüzyılda Avrupa’ya kadar ulaştı. Van Gogh, Monet gibi ressamları bile etkiledi. Bu dönem Avrupa’da bir Japonizm akımı oluştu. Hem yukarıda bahsettiğim baskı resimler, hem de Japonların dekoratif eşyaları, kimonoları Avrupalıların çok ilgisini çekti.
Ukiyo-e ekolünün en ünlü ressamlarından biri Katsushika Hokusai’dir. Uzun bir ömür sürer Hokusai, altı yaşından itibaren çevresinde gördüklerinin resimlerini çizmeye başlar, doksan yaşına kadar da devam eder. Hedefi yüz on yaşına kadar yaşamaktır ama doksan yaşında hayata gözlerini yumar. Resimleri özellike Van Gogh’u çok etkiler. Van Gogh, Hokusai’nin birkaç resmini kendi fırçası ve renkleri ile yeniden yorumlamıştır. Bunlardan en bilineni Sudden Shower Over Shin-Ohashi Bridge resmidir. Resme baktığınızda, bir anda bastıran yağmurdan kaçanların telaşlı ayak seslerini duyar gibi olursunuz. Siz de onlar gibi, bir an önce köprüyü geçip sakin, güvenli bir yere sığınmak istersiniz. Hokusai’nin çizgileri de, Van Gogh’un çizgileri de birbirinden güzeldir.

Sudden shower over Shin-Ohashi Bridge

Hokusai’nin çok bilinen bir başka resmi de The Great Wave of Kanagawa’dır. Dev dalgalarla başa çıkmaya çalışan iki tekneyi resmeder.

The great wave of Kanagawa
Nobel ödüllü, Güney Koreli yazar Han Kang, doğduktan iki saat sonra ölen ablasına bir hayat fırsatı verdiği Beyaz Kitap’da “Suların buluştuğu sınırda durup, ebediyen tekrarlanacağa benzeyen dalgaların hareketlerini izlerken hayatımızın kısa bir andan ibaret olduğu gerçeği tenimize değer… Her şey geçip gider…” diye yazar. Bu satırları okuduğum anda, Hokusai’nin dev dalgaları aklıma gelmişti.
Japonya’nın günümüz çağdaş sanatçılarından Motoi Yamamoto da malzeme olarak tuzu kullanarak yerleştirmeler yapar. Tuzdan kimi zaman labirentler ortaya çıkar, kimi zaman sakuralar… Tuzla ürettiği çalışmalarındaki ortak tema, insanın hayatındaki geçiciliktir. Yamamoto, Dökülen Kiraz Yaprakları çalışmasında, tuzdan 100.000 parça kiraz çiçeği yaprağı üretmiştir. Verilen emek ve bu emeğin geçiciliği, dehşete mi düşürmeli insanı yoksa kendisine hayran mı bırakmalı? Size bırakıyorum bunun değerlendirmesini.

Gerçekten de her şey geçip gidiyor. Çok basit aslında.
Tatsız deneyimler yaşadığımız zaman bunların geçip gidecek olması benim içimi ferahlatıyor. Ama yaşanan güzelliklerin de, aynı hızla geçip gideceğini düşündüğümde suratım asılıyor, içim burkuluyor. Yapacak bir şey yok! Bu geçiciliğin, bir yenilenme fırsatı taşıdığını kendime hatırlatıyorum. Ve gelene de gidene de teşekkür edip, kabulümsün diyorum… Başka ne yapabilirim, bilmiyorum.



