Keriman Halis Ece
31 Temmuz 1932 yılında, Belçika’nın Spa şehrinde düzenlenen Dünya Güzellik Yarışması’nda bir Türk kadını sahneye çıktı. Keriman Halis… Henüz on dokuz yaşındaydı. O, sadece bir güzellik yarışmasına katılmıyordu; Cumhuriyet’in yeni kadın imajını, modern Türkiye’nin özgüvenini dünyaya taşıyordu.
Üzerinde kırmızı bir tuvalet ve yakasında beyaz bir kurdela… Almanya güzeli ile birlikte finaldeydi. Jüri başkanı elindeki zarfı açarken, o heyecandan bayılacak gibiydi. Ve tüm salondakilerin “Yaşasın Miss Turkey!” tezahüratları arasında Dünya Güzellik Kraliçesi ilan edildi.
Yirmi sekiz ülkenin katıldığı Uluslararası Güzellik ve Zarafet Yarışmasına (diğer adıyla Dünya Güzellik Yarışması) kainat güzeli olmak için katılan ilk Türk kızı olması, Keriman Halis’in heyecanını iki katına çıkarmıştı.1932 yılında dünya güzeli seçilen ilk Türk Kadını olarak sadece Türkiye’de değil, dünyada da büyük yankı uyandırmıştı.
Bu olay, sadece bireysel bir zafer değildi. Türkiye’nin, uluslararası alanda modernleşme sembolü olarak kabul gördüğünün bir göstergesiydi. Avrupa basını, modern Türkiye’yi temsil eden ideal kadın modeli olarak Keriman Halis’ ten övgüyle söz etti. The Times, Le Matin gibi gazeteler yarışmayı “Doğulu bir ulusun Batı sahnesinde modern yüzünü göstermesi” olarak nitelerken, Türk basını bu başarıyı “Cumhuriyet kadınının zaferi” olarak duyurdu.
Keriman Halis, jüriyi hem zarafeti hem de kendinden emin tavrıyla etkilemesinin yanısıra, milliyetçi yanıyla da göz doldurdu. Sonuçların açıklanmasından sonra kendisi için bir röportaj ayarlandı fakat röportaj yapılacak alanda Türk bayrağı olmadığını fark etti. Otel odasında babasıyla birlikte kırmızı bir atlas kumaşın üzerine beyaz yastık kılıfından ay ve yıldız yapan Keriman Halis, kendi el yapımı olan bayrağı arkasına alarak halkı selamladı.
Yarışmanın sonucu 1 Ağustos 1932 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde şu sözlerle verildi: “Türkiye Güzeli Keriman Halis Hanım Dünya Kraliçesi İntihap edildi.” Türkiye’ye dönen Keriman Halis, Sirkeci Garı’nda büyük bir kalabalık tarafından karşılandı ve otuz bine yakın kutlama telgrafı aldı. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in isteğiyle, Tahsin Uzer’in evinde Keriman Halis’in onuruna bir davet düzenlendi. Bu davette Mustafa Kemal, elini öpen Keriman Halis’in alnından öpüp, ona eski Türkçe’de “kraliçe” anlamına gelen “Ece” diyeceğini söyledi. Böylece Keriman Halis’in adı, Türk kadınının uluslararası alandaki gururunu simgeleyen bir unvana dönüştü: Keriman Halis Ece. 1934 yılında çıkan Soyadı Kanunu ile Ece, Keriman Halis’in resmi soyadı oldu.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Keriman Halis’in dünya güzeli seçilmesinin ardından şu mesajı yayınlandı: “Türk ırkının soylu güzelliğinin daima korunduğunu gösteren dünya hakemlerinin, bu Türk çocuğu üzerindeki hükümlerinde memnunuz. Fakat Keriman Ece, hiç bir zaman tüm Türk kızlarının en güzeli olduğunu iddiasında olmamıştır. Türk kızımız güzelliğini dünyaya, dünya hakemlerinin onayıyla tanıttırmış olmakla kendini memnun ve bahtiyar hissetmekle haklıdır. Türk gençlerine bu münasebetle şunu hatırlatmayı lüzumlu görürüm. İftihar ettiğimiz tabi güzelliğinizi fenni tarzda muhafaza etmesini biliniz ve bu yolda olgunlaşmanın gerçekleşmesini ihmal etmeyiniz. Bununla beraber asıl uğraşmaya mecbur olduğunuz şey analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi yüksek kültürde, yüksek fazilette birinciliği tutmaktır.”
Keriman Halis Ece’nin sıklıkla söylediği şu sözler Mustafa Kemal Atatürk’ün mesajını desteklemektedir:
“Ben tacımı milletim adına kazandım; o, Cumhuriyet’in tacıdır.”
Keriman Halis’in “Dünya Güzeli” seçilmesinin arkasındaki tüm hikâyeye bakıldığında görünen; iyi bir aile, iyi bir eğitim ve iyi yetişmiş bir genç olmasıdır. Ailesi, Osmanlı’nın son dönemlerinde İstanbul’un tanınmış tüccar çevrelerinden birine mensuptu. Babası Halis Bey, ticaretle uğraşan, yenilikçi fikirleri benimseyen bir İstanbul beyefendisi, annesi ise zarafeti, Fransızca bilgisi ve Batı kültürüne olan ilgisiyle dikkat çeken bir hanımefendiydi. Altı yaşına kadar annesinin rahatsızlığı nedeniyle büyükannesi, ardından dadısı ve mürebbiyesi tarafından yetiştirilmesi ona zenginlik kattı. Bu aile ortamı genç Keriman’ın kişiliğini biçimlendiren ilk unsur olduş. Evlerinde Batı klasik müzik dinlenir, Fransızca konuşulur, edebiyat üzerine sohbetler edilirdi. Bu sayede Osmanlı zarafetini ve Cumhuriyet’in modern ruhunu bir arada taşıyan bir kimlik kazanmıştı.
Dedesinden kalan mal varlığı ve tüccar olan babası sayesinde, o dönem kültürel etkisi güçlü olan yabancı misyoner okullarında Fransızca eğitim alarak büyüdü. Bu eğitim ona sadece bir yabancı dil kazandırmadı; aynı zamanda Avrupa görgü kurallarını, sanat sevgisini ve entelektüel zarafeti de öğretti. Piyano çalmayı öğrendi, resim ve edebiyatla ilgilendi.
İstanbul’un kültürel merkezlerinden Beyoğlu, Nişantaşı ve Moda çevrelerinde tiyatro, müzik ve sanatla iç içe bir gençlik geçirdi. Bu birikim, onu hem Türkiye’de hem sonradan gideceği Avrupa’da “kültürlü, modern ve doğal” bir zarafetin temsilcisi hâline getirdi.
Cumhuriyet Gazetesinin düzenlediği Türkiye Güzellik Yarışması’na ilk olarak 1930 yılında arkadaşlarının ısrarıyla katılıp, ailesinin onay vermemesi nedeniyle ikinci tura gidemedi. Tam iki sene sonra, 1932 yılında dördüncüsü yapılan Türkiye Güzellik Yarışması için ise aile dostlarının baskı ve etkisiyle ikna olan baba Tevfik Halis Bey, kızını yarışmaya kendi kaydettirdi.
Yarışmanın jüri üyeleri dönemin en meşhur yazar ve şairlerinden oluşuyordu. Bu isimler arasında Abdülhak Hamit Tarhan’dan eşi Lüsyen Hanım’a, Peyami Safa’dan, 1931 Türkiye güzeli olan Naşide Saffet ve kardeşi Nadide Hanım’a kadar birçok isim ve daha birçok ünlü yazar, doktor ve tanınmış kişilikler yer aldı.
Jüri, son sekiz adayın arasından kültürel donanımı, asil duruşu, düzgün Fransızcası, doğal güzelliği, el becerisi ve sanata olan yatkınlığıyla dikkatleri çeken, kahverengi gözlü, siyah uzun saçlı Keriman Halis’i 1932 Türkiye Güzeli seçmekte zorlanmadı. Türkiye Cumhuriyeti için, modernleşmenin uluslararası onayı niteliğinde olan bu güzel, Spa şehrinde yapılan Dünya Güzellik Yarışmasında da jürinin oybirliği ile haklı birinciliğini elde etti.
Keriman Halis Ece’nin bu başarısının ardında yatan gerçeğin bambaşka olduğunu düşünenler de çıktı. Dönemin önemli isimlerinden emekli öğretmen Halid Turan Bey, anılarında Belçika’daki yarışmaya katıldığını, Keriman Halis Ece’nin herhangi bir eleme olmadan kraliçe seçildiğini, bunun altında dini ve siyasi sebepler yattığını iddia etse de bu iddialar hiç bir zaman kanıtlanmadı.
Önce Türkiye Güzeli, ardından Dünya Güzeli seçilen Keriman Halis Ece, güzellik yarışmaları deneyiminin ardından, daha önce birinci seçilen güzellerin yolundan gidip sahne ve sinemada kariyer edinmeyi seçmedi. İki evlilik yapıp, üç çocuk sahibi olarak kamuoyundan uzak, sade bir yaşam sürdü. Zarafeti, sakinliği ve Cumhuriyet’e bağlılığı ile anıldı.
Kalp yetmezliği nedeniyle 28 Ocak 2012 tarihinde kızının evinde hayata gözlerini kapattı.
Arkasında yalnızca bir güzellik tacı değil, bir ulusun kadınlarının güvenini taşıyan koca bir miras bıraktı. Sonsuz teşekkürlerimizle …
*Cumhuriyet Gazetesi Arşivi,Temmuz-Ağustos 1932 sayıları
*Cumhuriyet.com.tr,”Atatürk’ün Verdiği Soyad:Ece”,2021



