Perşembe, Nisan 30, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Garip Bir Düğün

Salon kapısından girer girmez, hoş geldin heyeti olarak sağ tarafta damadın anne ve babası, sol tarafta ise gelinin anne ve babası konumlanmıştı. Anlaşılan o ki bu onların hayatlarının en önemli performans gösterisi olacaktı. Anneler Türk Sanat Müziği sanatçıları gibi giyinmiş, saçlarını yaptırmışlardı. Babalar ise ceketlerinin düğmelerini kapatıp açıyor, kalabalığın içinde kendi rollerini yokluyorlardı. Erkeklerin hepsi takım elbiselerin içinde jilet gibiydi.

Gelinin annesi Neriman Hanım, akşamdan kalma kocası Seyfi Bey’in kulağına tehditkâr bir sesle fısıldadı, “Bana bak, bugün bir damla içtiğini görürsem seninle külahları değiştiririz.”
Ardından ekledi, “Birazdan masaları gezip misafirlere hoş geldin diyeceğiz. Şu yakanı paçanı bir düzelt, saçlarını da tara.”

Seyfi Bey homurdanarak cevap verdi, “Aman be Nerimancığım, takılma böyle şeylere. Sen zaten ikimizin yerine de çok güzel olmuşsun.”

Kapının diğer tarafında damadın annesi Hayriye Hanım, saklamaya gerek duymadan işaret parmağını Rıfkı Bey’in yüzüne doğru sallıyordu. “Bana bak bey, birazdan eski nişanlın Nuriye geldiğinde ağzın burnun kaymasın. Senin gözlerini oyarım.”

Rıfkı Bey iç çekti. “Aman Hayriye Hanımcığım, bırak Allah’ını seversen. Kaç yüz yıllık mevzu canım.”

“Onu bunu anlamam,” dedi Hayriye Hanım. “Düğün müğün dinlemem. O cadının sana baygın baygın baktığını görürsem saçlarını yolarım.”

“İlahi Hayriye,” dedi adam. “Aşk biter de kıskançlık bitmez derlerdi, inanmazdım. Doğruymuş.”

Salon saray yavrusu gibi süslenmişti. Masalar dolmuş, hafif bir dans müziği çalmaya başlamıştı. Sandalyeler beyaz tüllerle kuşanmış, ortalarına kırmızı fiyonklar bağlanmıştı. Kadınların hepsi kuaförden yeni çıkmıştı; abartılı topuzlar, simli spreyler, ağır makyajlar… Etrafa yayılan envai çeşit parfüm kokusu havayı neredeyse zehirliyordu.

Takı merasiminin yapılmayacağı daha önceden ilan edilmişti. Nikâh memuru ortalarda yoktu ama kimse henüz bunu sorgulamıyordu. Garsonlar ellerinde tepsilerle salonun kenarında bekleşiyor, yemek için damattan gelecek işareti kolluyordu. Masalardaki sohbetler aynı noktaya bağlanmıştı; “Hadi bir an önce imzalar atılsa da yemeğimizi yesek… Ne bekliyoruz?”

Derken damat ve gelin ayağa kalktı. El ele tutuşarak platformun ortasına doğru yürüdüler. Salon bir anda sustu. Kimi lokmasını ağzında tuttu, kimi çatalını masaya bıraktı.

“Sevgili misafirlerimiz,” dedi damat, “öncelikle hoş geldiniz.”

Gelin damadın elini sıktı.
“Biliyoruz,” dedi, “buraya klasik bir nikâh töreni izlemek için geldiniz. Ama bugün bir nikâh töreni olmayacak.”

Bir çatal yere düştü. Birileri boğazını temizledi.

“Biz,” dedi damat, “kendi aramızda yaptığımız bir anlaşmayı hayata geçirmek istiyoruz. Birbirimizi sevdiğimiz, birbirimize iyi geldiğimiz, aynı yöne baktığımız sürece birlikte olacağız.”

“Ama,” diye devam etti gelin, “tutamayacağımız sözler vermek istemiyoruz. Ölüm bizi ayırıncaya kadar demeyeceğiz. Çünkü hayat değişiyor, insanlar değişiyor. Biz birbirimize karşı dürüst kalmak istiyoruz.”

Bu sözlerin ardından salonu tek bir ses değil, masalardan masalara yayılan bir uğultu kapladı. Kimse ayağa kalkmadı; herkes yanındakine döndü.

Bir masada Kazım Amca öne eğilip yanındakinin kulağına konuşuyordu; “Oğlum, nikâhını kıyarsın, karını alır eve koyarsın. Kadın dediğin evde oturur. Getirirsen yer, getirmezsen susar. Yoksa düzen bozulur.”

Bir başka masada Selim Amca sakin bir sesle anlatıyordu, “Ben yıllarca devlet dairesinde çalıştım. İmza olmadan işler yürümez. Bunun mirası var, hastanesi var, çocuğu var. Bunları hiç mi düşünmediler?”

Masaların bir ucunda Esma Teyze başını sallıyordu, “Bizim canımız yok muydu? Sustuk, oturduk. Kayınbabamın yanında çocuğumu kucağıma almadım ben yıllarca. Biz boşuna mı çektik? Dünyanın çivisi çıktı. Başımıza taş yağacak.”

Başka bir masadan bir kadın fısıldadı, “Eski köye yeni âdet. Hep batıya özeniyorlar bunlar.”

Arka masalardan genç bir kadın, yanındakilere dönüp usulca konuştu. “Ben de böyle düşünüyorum aslında. Ama ilk defa biri bu kadar açık söyledi.”

Tam o sırada bir çocuk sesi uğultunun içinden sıyrıldı. “Peki pasta? Pasta kesilecek mi?” Salonda bir gülüşme yayıldı.

Gelin ve damat gülerek başlarını salladılar. “Bir düğünde beklediğiniz her şey ayarlandı,” dediler. “Kutlamaya uygun bir şekilde bugünü tamamlayacağız.”

Damat başıyla garsonlara işaret etti. “Herkese afiyet olsun.”

Ana yemekler servis edildi. Bir süre sonra tabak sesleri, çatal bıçak şıkırtıları konuşmaların yerini aldı.

Gelinin babası Seyfi Bey kadehini gelin ve damada doğru kaldırdı.
“Gençler,” dedi, “sağlığınıza içiyorum. Helal olsun.” Şarabını yavaşça yuvarladı. Dudaklarını silerken memnun bir ifadeyle etrafına baktı.

Biraz ilerde, damadın babası, masalardan birinde oturan bir kadınla alçak sesle şakalaşıyordu. Kahkahasını bastırmaya çalışsa da neşesi masadan taşıyordu.

Salonun bir köşesinde, bir kolonun dibinde, gelinin annesiyle damadın annesi birbirine yaklaştı. Ağızlarını kapatarak fısıldaştılar. “İyi ki son dakika menüyü tavuklu değil de dana kavurma yaptık.”
“Yoksa bu skandalın altından kalkamazdık.”

Bir süre sonra oyun havaları çalmaya başladı. Önce gençler ortaya çıktı, dans etmeye başladılar. Masalardan alkışlar yükseldi. Düğün devam etti.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Özgül Ovacık
Özgül Ovacık
1973 doğumluyum. İstanbul’da yaşıyorum. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler mezunuyum. Bir kız çocuk annesiyim. Uzun yıllar gümüş takı tasarımı ve pazarlaması yaptım. Biriktirdiğim hikayeleri yazabilmek için, Neyya Edebiyat Öykü atölyesinde ders almaya devam ediyorum.

POPÜLER YAZILAR