Bizim için bayramlar; değer verdiğimiz, masum olduğuna inandığımız ve yaşatılması gereken anıları, gelenek ve görenekleri diri tutmaktır. Michael Jackson da benim için böyledir.
Bayram denilince akla büyüklerimizin ellerini öpmek, onları ziyaret etmek gelir. Benim için bayramlar bu değer altında birleşmiyor. Takvimde yer alan bir gün olması değil, her zaman insanın içerisine bayram havası yerleşen bir şey olmalıydı. Bu ayın konusu bayramdı; bense bayramı bir insan üzerinden anlatmayı seçtim.
Benim gözümde Michael Jackson yalnızca bir sanatçı değil, bir duayendi. Bütün insanları bir çatı altında birleştiren müzikleri, masumların yanında olmaktan çekinmeyen savaşını; döverek, söverek, taşlayarak değil insanları birleştirerek verdi. Ona yıllarca yönetilen olumsuz, asılsız iddialar, suçlamalar ve karalamalar beni derinden üzdü. Hiç tanımadığım, hiç görmediğim bir adamın sesiyle dokunabildiği insanlardan birisiyim yalnızca. Kendini olduğu gibi ifade etmekten vazgeçmemesi, yaşadığı tüm olumsuzlukların altında bitmeyen gülüşü, şarkılarında istemsizce beni harekete geçiren müzikleriyle âdeta içimde anlamlı bir his olmaya yetti.
Benim için bayram, bazen geçmişi hatırlatan bir anla başlar. Geçenlerde Michael Jackson’ın biyografi filmine gittim. Açıkçası filminin çıkacağından bile haberim yoktu, görünce inanılmaz sevindim. Hemen kısa bir araştırma yaptım. Michael Jackson’ı yeğeni Jaafar Jackson canlandırıyormuş! Kralı ancak kendi kanından biri canlandırabilirdi, çok sevindim. Filmin açılışından kapanışına kadar, hem ağladım hem de şarkılarına ritim tuttum. Küçük yaşında çocukluğunu bir kenara bırakarak doğrudan sanatçı kimliğine girdiğine mi üzüleyim, yoksa babasından gördüğü şiddete mi (sadece küçük bir kısmına değindikleri için) -yönetmenlere bir şey diyemiyorum- neye üzüleceğimi şaşırdım. Hayvanat bahçelerinde kötülüğe maruz kalan hayvanları evine toplaması da beni ayrıca gülümsetti. Jaafar, amcasını gerçekten izlediğini biz izleyicilere başarılı bir şekilde geçirdi. Filmin yarıda kaldığı hissediliyor ve devamının gelmesini istemekten başka bir dileğim yok. Eğer devam filmi çekilirse ikinci yarının zorlu bir süreç olabileceğini tahmin edebiliyorum. Kariyerinin zirvesindeyken çocuk istismarcılığı üzerinden suçlanmaları, siyahi oluşundan tiksindiği için beyazlaştığını iddia edenler, nefret propagandaları en çok 1988 yılından sonra baş gösteriyor. Açıkçası filmin tadı damağımda kaldı ve neden Michael Jackson’ı sevdiğimi bir kez daha anladım.
Hayatım boyunca hiç kimseyi bir idol olarak görmedim. Çünkü benim için herkes iyisiyle kötüsüyle eşsizdi. Hayatın getirdiği zorluklar karşısında içindeki ateşi ortaya koyanları daha fazla dinleyip daha fazla okudum. Şartlar ne olursa olsun, kendilerine verilen zamanda kendilerine rağmen içlerindeki ışığı görüp gidebilmek, büyük cesaret ister. Michael bunlardan biriydi.
Benim için bazı insanlar ölmez. Her zaman bir şekilde yaşar. Bayram unutmamaksa Michael Jackson’da benim için unutulmayacak bir insan olacak.
Selam olsun sana kral!



