Uçsuz bucaksız kum taneleri arasındayım. Üzerimde camdan bir gökyüzü, dışında silüetler. Her on iki saatte bir, baş aşağı döndürülmekten ibaret bir varoluşum. Zamanın akışını hissetmiyorum; yalnızca devrilişimi… Çölün sonu yok, kıyıya ulaşamadan tekrar ters dönüyorum. Bu gördüğünüz kum beni öldürmüyor aslına bakarsanız. Kum sanılan şey aslında benim. Atomlarıma kadar ayrıldım. Dışardan bakanlar beni bir bütün görse de ben aslında kum adamım. Bilincim parçalarım arasında dolaşıyor.
Eskiden dünyada yaşadığım, yaşadığımı sandığım o sıradan günlere dair anılar flu. Bir zamanlar Tanrı’ya neden yaratıldığımı sordum. Günlerce cevap bekledim, o cevap hiç gelmedi. İçimde açılan derin boşlukla günlerimi eylemlere ayırdım. Dünya yok oluyordu ve ben elimdeki pankartla suçluları karalıyordum. Günlerce soğuk, mindersiz ve karanlık bir hücrede dayak yedim. Vücudum harap oldu. Bu izlerin acısı hiç geçmedi. Sonra beni bıraktılar. O kısacık günlerde bile kim olduğumu unutup büyüdüm. Kurallarla yaşam arasında mekik dokuyan biri oldum. Sonra Lisa’yla tanıştım. Ah Lisa… Ben, rutin bir işte çalışan bir adamdım, o ise gündüzünü gecesini bilime adayan bir kadındı. Çekiciydi, enginarlı tavuğu çok güzel yapardı. Sebzeden nefret etsem de onun elinden zehir olsa yerdim. Mesela şimdi onun zehirli dünyasındayım. Beni sevdiğine inanmıştım öyle ki bu sevgi, beni kum dolu bir yaşama hapsetti. Büyük bilim kadını Lisa! Hah! Dünyanın zamanı doluyordu. Yaşanan büyük depremler, savaş tüm olumsuz yaşam koşullarını ortaya koydu. Topraklarda verim bitti. İçtiğimiz su zehre dönüştü. Lisa gibi diğer bilim insanları, dünyayı daha yaşanabilir hâle getirmek için daha az şikâyet eden, kurallara uyan ve küçük mutluluklarla yetinen insanları seçip camdan saatin içine yerleştirdiler. İnsan ömrünü enerjiye çeviren bu sistem, dünya ölmesin diye kuruldu.
Başlangıçta durumumun farkında değildim. Sabah akşam kumun üstünde gözlerimi açıyor, bilinçsizce yürüyordum. Tehlikelerle dolu olmayan bir çölde olduğunuzu düşünün: Güneş bütün gücüyle etlerinizi kavurmuyor, adım atmanız zor değil, kumlar sizi gömmek istemiyor. Bedenim olmadığını, yalnızca bilincimin oluşunu kumun içinde kendime çarpınca fark ettim. Anlatması güç, anlaması daha da zor bir yer.
Lisa, çalıştığı gizli laboratuvarını görmem için beni götürdü ve etrafımı tuhaf adamlar sardı. Bu fikrin yanlış olduğunu en başta bilsem de karşı koyamadım. Başıma siyah bir çuval geçirdiler. Çıkarıldığında Lisa’nın gözlerine baktım. İlk kez insanlıktan yoksun bakışlarını o zaman gördüm. Leziz bir yemekmişim gibi ağzı sulanmıştı. Elleriyle yüzümü yüzüne yaklaştırdı ve beni bütün gücüyle öptü.
Sonra beni çırılçıplak soydular. Hiç çırpınmadım, direnmedim. Kanımın son damlasına kadar çekildiğini ve ürperdiğimi hatırlıyorum. Her yerime kablolar taktılar. Mumyadan tek farkım organlarım yerindeydi. Camdan bir kapı açıldı. Son kez insanları o zaman gördüm. Ölüm sessizliğinde o sonsuz karanlığa böyle adım attım. Kır saçlı, beyaz üniformalı, yuvarlak gözlüklü bir adam elinde değerlerim yazılı olan tablete sırıtarak baktı.
“Harika! Saat devleti sizi minnetle anacak.”
Gözlerini bana dikti beyaz dişlerinin pırıltısı gözlerimi kamaştırdı. Diğer elinde duran kumandadaki kırmızı düğmeye bastı ve küçük toz taneciklerine ayrıldım hem de en acısı, bilincimle birlikte. Sonsuza kadar uyanığım.
Şimdi her ters yüz edildiğimde bu iğrenç dünyaya ve onun yamyam çocuklarına biraz daha ömür veriyorum. Beni kahramana değil, pile çevirdiler! Tanrı’nın beni neden yarattığını artık biliyorum.
Her döndürülüşümde içimden aynı cümle geçiyor. “Emrinizdeyim!”



