Yıldız kaydı. Hayır, yıldız kaymadı. Meteor düştü. Atmosfere girdi ve yandı. Yeryüzüne ulaşamadan kül oldu gitti. Bir anda. Hızla. Gözle takip edilemez bir aceleyle. Çabucak. Ama ona ezelden beri yıldız kaydı dedik.
Verandadayım. Yıldız kaydı. Ne dileyeceğimi bilemedim. Dileyecek hiçbir şeyim yok. Doğum günü pastalarımı da üflerken şaşırır kalırdım ben. Sağlık, huzur, mutluluk, neşe falan dilerdim. Başka ne dilenirdi ki? İnsan sahip olmadığını mı diler yoksa sahip olmak istediğini mi? Hiç bilmiyorum. Benim hayal gücüm geniş olmadı asla.
İkinci bir yıldız kayar mı, diye gökyüzünü seyretmiyorum. Belki de meteor yağmuru var, bilmiyorum. Dileyecek hiçbir şeyim yok.
Buraya gelirken kimseye hiçbir açıklama yapmadım. Ne düşünüyordum, ondan bile emin değilim. Kaçıp kendime saklanmak çok mantıklı görünmüştü. Hayatımdaki her şey donmuş, zamanda sıkışmıştı. Bir şey, herhangi bir şey yapabilmeliydim. Elim ayağım uyuşmuş, taşlaşmıştım. Sorumluluklarımı yerine getiremez hâlde, bir kenarda atıl vaziyette duruyordum. Hareket etmeliydim.
“Terapin nasıl geçti?”
Beni harekete geçiren bu soru oldu.
“Tutuk,” dedim. “Konuşmaya bile mecalim yoktu. Ne sorsa, ‘Bilmiyorum,’ dedim. ‘Cevaplamak zorunda değilsin, yeter ki düşün,’ dedi.” Uzun zaman sonra kurduğum en uzun cümleydi bu. Bolca tek kelimelik cevaplar saçıp duruyordum etrafa. O da mecbur kaldıkça. “Neyi düşüneceğim ki?” diye sitem ettim kendi kendime önce. Sonra artık böyle gitmeyeceğine ikna oldum. Bir şey yapmalıydım. Belki de gitmeliydim. Evet, gitmeye karar verdim.
Çantamı toplarken ağlamadım. İçimde ufak bir umut belirmişti ve o umudun enerjisini harcamayacaktım. Kendimi suçlamak artık çok yararsız ve acınası olduğu hâlde yine de en sade bluzlarımı çantaya ütülerini bozmamaya çalışarak yerleştirirken kendime söylenmeye devam ettim.
Kütüphanemin önünde durdum; yanıma alacağım kitapları seçerken çok da hüzünlü olmamalarına dikkat ettim, hatta son birkaç sayfalarını okuyarak hile bile yaptım. Bunu yaptığım için kendimi affettim ve uzun yürüyüşlere izin verecek ağırlıkta bir çanta hazırlamak istediğim için makyaj, saç ürünleri gibi malzemeleri hemen es geçtim. Cüzdanım, birkaç kitap, birkaç bluz, bir pantolon ve cep telefonum yeterliydi. Cep telefonumdan mümkün olduğu kadar uzak kalmak istiyordum, yine de acil bir durumda ihtiyaç duyabileceğimi biliyordum; güvence gibiydi aslında.
Bu kez kaçmak değil aslında yapmaya kalkıştığım şey; gitmekti. Tedirgindim aslında, uzakta ve yalnız olmak hem korktuğum hem de ihtiyaç duyduğum şey. Gitmeye hazırdım. Giderken arkama bakmadan kapıdan çıktım. Sadece üç gün ortadan kaybolacaktım.
Ve işte buradayım.
“Terapin nasıl geçti?”
Ne kadar da masum bir soru.



