(Kadim Türk geleneğinde kadının koruyucusu ve gücünün simgesi olan Umay Ana… Umulur ki avuçlarındaki toz, bugün de tüm kadınların yoluna umut, bereket, güç ve neşe serpsin.)
Bir kız çocuğu dünyaya gözlerini açtığında, doğanın bütün ihtişamıyla sunduğu bu mucize Umay Ana tarafından da kutsanırdı. Ay, bozkırın üzerine sessizce yükseldiğinde yeryüzüne iner, yeni doğan kız çocuklarının bulunduğu evleri tek tek ziyaret ederdi.
Rivayet odur ki Umay Ana’nın avuçlarında dört kese bulunurdu. Altın sarısı kese bereketi, mavi kese umudu, kızıl kese gücü, rengârenk kese ise neşeyi taşırdı. Her kız çocuğunun avuçlarına bu tozlardan usulca bırakır, yaşam yolculuğunda ona görünmez bir yoldaş olurdu.
Kız, hayatın merdivenlerini çıkarken ne zaman düşse atalarından miras kalan güç onu yeniden ayağa kaldırırdı. Çünkü bu diyarda ayakta kalmak da, yorulmadan yürümek de kolay değildi.
Engeller aşılmaz göründüğünde Umay Ana’nın kızıl tozu içini sarardı. Bitmek bilmeyen azmiyle yeniden yürür, yeniden denerdi. Elbette düşerdi, ağlardı, yorulurdu; hatta geri dönmek isterdi. Ama her seferinde biraz daha güçlenerek yoluna devam ederdi. Kendi bahçesini emekle kurar, güllerini özenle budardı. Bahçesi büyüdükçe rengârenk çiçekleri de artardı.
Kimi zaman bir lokmayla yetinirdi kimi zaman maharetiyle sofralar kurardı. Zamanla öğrendi ki bereket paylaşıldıkça çoğalırdı. Bereketin kıymetini bilmeyenlerle aynı sofrada oturulmayacağını da bir gün anladı. Bereketin kurduğu sofralarda düşmanlığa, kibre ve ikiyüzlülüğe yer olamazdı.
Yol aldıkça önüne taş koyanlar, ayağına çelme takanlar çoğaldı. Üstelik bunların çoğu, bir zamanlar yardımına koştuğu, zor günlerinde elinden tuttuğu insanlardı. Neşesini çalmaya kalktılar; renkleri solsun diye beklediler. Oysa başını gökyüzüne her kaldırdığında gördüğü şey umuttu. Bu göğün altında rengârenk açmamak hayata haksızlık olurdu. Bu yüzden karanlığa inat, hayatının paletini en canlı renklerle donattı.
Kalbinde sevgiye de yer vardı, umuda da; neşeye de, yalnızlığa da… Kim ona nasıl bakıyorsa, onda gönül gözünün gördüğünü görürdü.
Kadın… Umay Ana’nın yüzyıllar öncesinden gelen yankısı… Bugün kimi onun gücünü zayıflık sanıyor kimi sessizliğini teslimiyet. Kimiyse içten içe, çözemediği o kadim bilgelikten korkuyor. Oysa kadın, avuçlarında hâlâ umut, bereket, güç ve neşe taşıyor. Ve sadece onun renklerini görebilenler, bu kadim hikâyenin kerametini gerçekten idrak edebiliyor.



