Pazartesi, Ağustos 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Perde

Her pazartesi evimizde büyük temizlik olurdu. Eşim ve kayınvalidemle yaşadığım 2+1 olan bu ev sürekli temizlenirdi. O gün bizim ev tepeden tırnağa yıkanır, tozdan ve kirden eser kalmazdı. Temizlenmekten parke cilaları aşınmış, ahşap kapı ve pencerelerin vernikleri dökülmüş, her yıl boyanan duvarlar yine dalga dalga olmuştu. Mutfak dolaplarının kapakları renk değiştirmiş, yerdeki taşların araları açılmıştı. Evlenip bu eve yerleştiğimde yirmi iki yaşındaydım, eşimi çok sevdiğim için annesi ile yaşama teklifini de kabul etmiştim. O an, annem gibi bir kadın hayal etmiş “Ne olacak ki geçinip gideriz,” sözleri içimde yankılanmış, tatlı hayaller kurmuştum. Gerçek ve hayal hiçbir zaman aynı olmadı. Üzerinden onca yıl geçmişti ama hayat hiç de kolay geçmemişti. Aksine, gün geçtikçe her şey daha da zorlaşıyordu.  O yaşlandıkça ve benim de bir çocuğum olmayınca her şey büyüyerek, kelimeler ağırlaşarak üzerime geliyordu. Ya şimdi? Ondan kurtulmak için neler neler vermezdim. Ama maddi imkânlar buna el vermiyordu. Yeni bir ev almak ya da kiraya çıkmak benim için sadece bir hayaldi. Bu evden ayrılsak bile, eşim annesini nasıl yalnız bırakabilirdi ki? Kayınvalidem yetmiş dört yaşındaydı ve diğer oğlu da yurt dışına yerleşmişti. 

Bugün Halime Hanım’ın o çok sevdiği salon camındaki süslü stor perdesini siliyordum. Halime Hanım, ayak ayak üstüne atmış kahvesini yudumlarken bir taraftan da izdivaç programını izliyor, arada bir de göz ucu ile bana bakıyordu. Kahvesinden bir fırt çekti, küçük kafasını dikleştirip bakışlarını bana çevirdi. “Kız Hatice! İyi bak oraya, bak şu simli şeridin altında leke var. Güneş vurunca lekeler daha da belli oluyor,” dedi. Sonra kahvesini tekrar yudumladı. Televizyonu kapattı. Kemikli elindeki fincanı sehpaya koydu. Üzerine perde inmiş mavi göz bebeklerini bana doğrulttu. İri elmacık kemiklerinin ardındaki çukurda olan gözleriyle pür dikkat bana bakmaya devam etti. Tiksinti dolu yüz ifadesinden anlaşılan, sanki perdede leke değil de ben vardım. Kirlenen perde değil de benmişim gibi. Bir perdeye baktı bir bana. Evliliğimizin üçüncü yılını yeni doldurmuştuk. Üç yıl bana on yıl gibi gelmişti.  Gelin olarak geldiğim bu evde bir hizmetçi gibiydim. Eşimi çok sevsem de kendimi bu eve ait, bu ailenin bir ferdi olarak görmedim, bu duyguların mimarı tabii ki kayınvalidemdi. Beni beğenmiyor, ne yapsam eksik buluyordu. Yıkadığım çamaşırları, sildiğim yerleri, temizlediğim lavaboları tekrar tekrar kontrol ediyordu. Bazen elinde bir bezle, sildiğim temizlediğim yerleri tekrar siliyordu. Arkamdan sürekli beni kollarken ağzı da boş durmuyordu. Yüzünü ekşitiyor “Olmamış bir daha sil şurayı…”, “Çamaşır suyunu katsana şu kovaya kaç kez söyledim sana,” diyerek sabahtan akşama kadar o evin içinde bir temizlikçi gibi sağa sola, mutfağa, bahçeye yönlendiriyordu. 

“Herkesten önce kalkacak, ortalığı toparlayıp, lavaboları temizledikten sonra doğruca mutfağa geçeceksin. Kahvaltıyı hazırlayıp bizleri uyandıracaksın.” Hemen her gün bu sözü duyunca içimde bir bulantı hissediyordum. Bazen cevap vermek için ağzımı açtığımda, “Gelin dediğin sessiz olur, büyüklerine cevap vermez. İçinde fırtınalar kopsa da dışı sütliman olmalı,” der durur, kendini hep haklı gösterirdi. Akşam eşim geldiğinde de gün içinde olanları abarta abarta anlatır, beni hatalı gösterir, pişirdiğim yemekleri eleştirir, beni hep kötülerdi. Bazen onun yanında da küçük düşürücü hareketlerden, sözlerden kaçınmıyordu. Eşim ise ona “Anne yapma Allah aşkına yapma! Ağzımızın tadı bozulmasın. Hatice elinden geleni yapıyor, sen de biraz sakin ol. Şu temizlik işlerinden de biraz vazgeç,” derdi. Annesini süzüp bir bana, bir ona bakardı. “Kahveni al eline, geç camın önüne, televizyon izle. Hatice ile evladın gibi konuşsan, geçinsen…” Odamıza geçince, eşim yaşlılığına vermemi istiyor “Ne olur biraz sabret,” diyordu. Nereye kadar sabredecektim bilmiyordum. Bir çocuğumuzun olmasını çok istiyorduk. Tedavi süreci için biraz para biriktirmemiz gerekiyordu. Belki de Halime Hanım’a biraz da bunun için katlanıyordum.

O gün yine perdeyi siliyordum. Halime Hanım’ın sinsi bakışlarının etkisiyle üzerimde bir ağırlık oluştu. Daha sert sildim, kumaşı çekiştirdim. Nasıl olduysa, perde yırtılıp hamur gibi yere yığıldı, ucundaki metalin sesi salonun içinde yankılandı. Bir anlık dikkatsizlik mi, bilinçaltım mı bilmiyorum, stor perde ortadan ikiye ayrılmıştı. Sanki içimden bir ses yükseldi “Artık yeter, yeter artık buraya kadar!” dedi. Ben sustum, perde benim yerime konuştu. Kalbimdeki isyanın bir işareti oldu. İçimde bir kahkaha patladı. Kahkaha yüzüme yansımadan, Halime Hanım ayağa kalktı bir hışımla bana doğru geldi. İki elini beline koydu. O cırtlak sesi normalin kat kat üzerinde çıktı.

“Dokuz ay önce aldığım perdemi mahvettin, daha taksitleri yeni bitmişti. Zaten neyi tam yaptın ki?”

Bu cümle bir hançer gibi yüreğime saplandı. Temizlik için çıktığım tabureden indim ve onun ateş püsküren gözlerinin içine baktım, ayaklar altındaki cesaretimi toparladım. Çok önceleri yapmam gerekenler için harekete geçtim. Belimi dikleştirdim, temizlik için daha önce sıvamış olduğum bluzumun kollarını indirdim. Derin bir nefes aldım, “Anne o perde yırtılmadı, yırtılan bizdik. Ben, sen ve aramızdaki ilişki,” dedim. İlk defa ona karşı dik durdum, bağırmadan sakin sakin konuştum. 

Halime Hanım, bir bana baktı bir de yerdeki perdeye. Tek kelime etmedi. Belki de yırtılanın, yere düşenin sadece bir kumaş parçası olmadığını anladı. Salonun içi aydınlandı, ferahladı. Sanki ev nefes aldı. Yırtılan perde belki onarılmayacaktı, belki eski haline gelmeyecekti ama yeni başlangıçlara yol açacaktı. Çünkü evlendiğimden beri ilk defa “Ben,” dedim, “ben de insanım,” diyebildim. 

O gün ilk kez perde değil, ben açıldım. İçimden ilk defa güldüm.

Sevgi İncaz
Sevgi İncaz
Yaklaşık yirmi üç yıldır İstanbulda yaşıyorum. Van’da doğdum. İlk, orta ve yüksek öğrenimimi Van’da tamamladım. Evlenip İstanbul’a yerleştim.Kimya mezunuyum. İş Güvenliği uzmanı olarak çalışma hayatıma devam etmekteyim.İşten ve çocuklardan arta kalan zamanlarımı okuma ve yazma ile değerlendirmekteyim. Biri erkek üç çocuk annesiyim. Üç yıllık bir yazarlık yolculuğum var. Öykü ve kısa hikayeler üzerine birçok çalışmam, dergilerde, kitap projelerinde yer aldı.

POPÜLER YAZILAR