Cumartesi, Nisan 18, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Uyarlamanız Nasıl Olsun İsterdiniz?

Orhan Pamuk’un çok sevilen kitaplarından birisi olan Masumiyet Müzesi, sonunda Netflix mini dizisi oldu. Yazarın anlatımına göre, filmin hikayesi Hollywood’a satılmıştı, ancak senaryonun sonuna Füsun’un hamile kalması eklenince, yazar hakları yapımcıdan uzun uğraşlar sonunda geri aldı. Ve Ay Yapım yapımcılığında, Zeynep Günay yönetmenliğinde ve Ertan Kurtulan senaristliğinde roman bir diziye dönüştürüldü.

Bu kadar ilgi gören bir romanın uyarlamasının çok tartışılacağı şüphesiz belliydi. Özellikle benim de içinde olduğum kitabı çok beğenenler grubu, yüreği ağzında bekledi dizinin gösterimini. Kitabı çok seven okurların aklında benzer sorular vardı: Karakterleri kim oynayacak, romanın atmosferi kurulabilecek mi ve en önemlisi romanın duygusu ekrana geçebilecek miydi? Dizi hakkında o kadar çok şey yazıldı çizildi ki, Masumiyet Müzesi’ne dair güneş altında söylenecek söz kalmadı gibi hissediyorum. O yüzden ben ilgimi çeken kısma değineceğim. Kitap ve dizi uyarlamaları…

TDK’de, uyarlamanın anlamlarından ikisi şu şekilde:
1-  Bir eseri çevrildiği dilin, konuşulduğu toplumun yaşayışına, inançlarına uydurma
2- Edebî eserleri sinema, tiyatro, radyo ve televizyonun teknik imkânlarına uygun hâle getirme; adapte etme.

Birinci anlamından yola çıkarak son yıllarda Türkiye’deki yabancı dizi uyarlamalarına kabaca bakarsak;
Türkiye’de son yıllarda yapılan yabancı format uyarlamalarında Güney Kore yapımları öne çıkıyor. Bahar, Mucize Doktor gibi diziler, bu ülkenin yapımlarının Türkiye uyarlamaları.  Son yıllarda Güney Kore dizilerinin Türkiye’de karşılık bulmasının sebepleri arasında güçlü melodram yapısı, aile ilişkilerinin Türkiye’ye kültürel olarak yakın olması ve hikâyelerin kısa, net ve duygusal açıdan yoğun olması sayılabilir.

İkinci sırada İngiltere yapımları geliyor: Sadakatsiz, Bizim Hikâye gibi. Köklü bir edebiyat ve tiyatro geleneği olan İngiltere, sadece Türkiye’ye değil, tüm dünyaya dizi ihraç etmede ilk üçte. Akıl oyunları içeren polisiye yapılar genellikle İngiliz formatlarından etkileniyor. Karakter derinliği ve çatışmalı karakterler, kara mizah tonu, duygusal ilişkilerdeki sert gerçekçilik, güçlü diyaloglar ile Türkiye’de de karşılık buluyor.

Üçüncü sırada, özellikle 2000’li yılların başında çok popüler olan ABD dizileri geliyor. Medcezir, Umutsuz Ev Kadınları gibi. Genellikle, sitcom, gençlik dizisi ve suç dizileri ABD  uyarlamalarından geliyor. ABD yapımlarında türler çok çeşitli, ve çatışmalar evrensel temalar üzerinden ilerliyor. Bir de şunu unutmamak gerekiyor ki, ABD uzun yıllardır popüler kültürün merkezi. Küresel kültürü takip etmenin bir yolu da bu dizileri ve uyarlamaları takip etmekten geçiyor.

Dünyada dizi ihracatından ilk üçte olan Türkiye’nin de birçok ülke tarafından uyarlanan dizileri var. Aşk-ı Memnu, Ezel, Fatmagül’ün Suçu Ne? dizileri birçok ülkede uyarlandı.

Türkiye’deki edebî uyarlamalara gelirsek, edebî uyarlamalar yeni değil. TRT’nin edebiyat uyarlamalarından bugüne, özellikle 2000’li yılların başında Türk dizilerine çok fazla edebiyat uyarlaması ana akım medyada yer buldu. Hanımın Çiftliği, Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Fatmagül’ün Suçu Ne? gibi edebiyat uyarlamaları olan diziler oldukça yüksek reytingler aldı.

Edebî uyarlamaların birtakım avantajları vardır: hazır çalışan bir dramatik yapı, halihazırda okur kitlesi, tamamlanmış bir anlatı evreni gibi… ama yine de uyarlamalar bir eseri yeniden yazmaktır; bu yüzden her uyarlama, ister sadık, ister serbest uyarlama, ilham alan yapım ya da aynı isim ama farklı ruh gibi yapılsın, kaçınılmaz olarak yeni bir yorumdur. Edebî bir eserin uyarlanması aslında bir anlatı biçiminden başka bir anlatı biçimine bir tür tercümedir. Yazının iç monologları görüntüye, sayfalarca anlatılan duygular müziğe, betimlemeler mekâna dönüşür. Üç yüz sayfalık bir roman bazen doksan dakikalık bir filme, bazen doksan dakikalık bir bölümden otuz bölümlük diziye dönüştürülür. Burada da yönetmenin yorumu, süre ve tempo farkı, seyircide bırakılması istenen duygu, cast seçimi ve özellikle başrollerin aralarındaki kimyanın önemi ortaya çıkıyor. Dramatik matematiğin tüm kuralları doğru uygulansa bile, birbirine yakıştırılmayan, seyirciye elektriği geçmeyen başrol çifti, hikâyenin devamının takip edilmesine engel olabiliyor. Ve tüm gezegenler aynı hizada sıralansa bile, kimi okurlar, hayal dünyasındaki evreni, görsel uyarlamada bulamadığı için hayal kırıklığına uğrayabiliyor.

Masumiyet Müzesi dizisi, hikâyeye sadık bir uyarlama. Hatta o kadar sadık ki, kitabın yazarı Orhan Pamuk, tüm senaryo sürecinde, senarist Ertan Kurtulan ile birlikte çalışmış, senaryodan çıkarma ya da senaryoya ekleme olmasın diye senaryonun her sayfasına imza atarak son halini teslim etmiş. Murathan Mungan ise yayımlanmış hikâyelerini “onlar, okurun hakkıdır” diyerek film ve dizi uyarlamalarına satmıyor. Hamnet romanının yazarı, senaryoyu filmin yönetmeni birlikte yazdılar ve kitaba sadık kalmadılar. Kitapta olmayan bazı sahneler filme eklendi. Farklı olmasına rağmen, ilgi gördü. Nahid Sırrı Orik tarafından yazılan Kıskanmak romanı, kardeş kıskançlığını temel alan hikâyesiyle günümüze romanla aynı isimle dizi olarak uyarlandı. Ancak dizi, kardeş kıskançlığını temel almaya devam etse de, hikâye olarak farklılaştı.

The Shining, Stanley Kubrick tarafından sinemaya uyarladığında, romanın yazarı Stephen King, sonuçtan o kadar memnun kalmadı ki, uzun yıllar her mecrada filmden rahatsızlığını dile getirdi, ama Kubrick’in yorumu, sinema dilini ustaca kullanması sayesinde sinema tarihinde önemli bir yer edindi.

O halde başlıktaki soruyu şimdi sorayım. Siz uyarlamanızı nasıl seversiniz? Uyarlanmasını ya da asla uyarlanmamasını istediğiniz bir roman, dizi var mı? Sizin en sevdiğiniz uyarlama hangisiydi?

Ben bir roman uyarlanacaksa, uyarlamanın sadık olanını tercih ederim. En azından hikâyeye sadık kalanı. Aslında sevdiğim bir romanı, ekranda izleyecek olma fikri bile ‘ya olmamışsa’ gerilimi yaratıyor bende. Örneğin, Matt Haig’in Gece Yarısı Kütüphanesi romanı, film olarak satılmış, kitabın bende uyandırdığı hisleri ekranda görebilecek miyim diye, yüreğim ağzımda filmi bekliyorum. Game of Thrones ise, o kadar güzel bir diziydi ki, kitabı o duyguya ulaşamazsam, dizide gördüğüm karakterleri romanda aynı canlılıkta bulamazsam diye okumaktan kaçınmıştım.  

Belki de uyarlamalar üzerine bu kadar tartışmamızın nedeni, bir romanı okurken kurduğumuz kişisel hayal dünyasını ekranda başkalarının yorumuyla izliyoruz. Bu bazen büyülenme, bazen de hayal kırıklığına sebep oluyor.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Meltem Özkan
Meltem Özkan
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji mezunu, Yüksek lisansını İstanbul Bilgi Üniversitesinde tamamladı. İstanbul’da yaşıyor ve sosyolog olarak çalışıyor. Çeşitli öykü kitaplarında ve dergilerde yazıları yayımlandı. Sinema, sosyal projeler ve yazarlık alanında üretimlerini sürdürmektedir. Üç kişilik bir ekip ile film ve dizi yorumları yaptığı “Uzaktan Bak Gözün Bozulacak” adlı bir podcasti bulunmaktadır.

POPÜLER YAZILAR