Boşandıktan sonraki ilk yıllarda, genellikle tek başıma geçirdiğim için bayram tatillerinden hiç haz etmezdim. Kızımı, babası mutlaka bir tatile götürürdü, ailem arkadaşlarıyla bir yerlere giderdi. Erkek arkadaşımın olduğu yıllarda sorun yoktu ama eğer hayatımda kimse yoksa yalnız kalacağı için içimdeki küçük kız çocuğu panik olur ve uzun bayram tatilleri öncesi kalbimi bir sıkıntı kaplardı. Tek başına tatile gidebilen insanlara çok özenirdim. O yıllarda hep yanımda birini istediğimden, alıp başımı tek başıma tatile gitmekten de çok çekinirdim.
Bayram tatilleri yaklaşırken grupça tatillere gidecek çiftleri duydukça, içimde oluşan o derin yalnızlık duygusu, bayramın ilk günü dayanılmayacak hâle gelirdi. Dışarıda tek başına görünmekten utandığım için evden çıkmaz; oyalanmak, zihnimi sakinleştirmek için izlemediğim romantik komedi filmi ve yemediğim çikolata kalmazdı.
Birçok insana göre hiçbir şey hissettirmeyen, normal günlerden farkı olmayan o bayram tatillerinin, benim için nasıl büyük bir ızdırap olduğunu kimselere de söyleyemezdim. Hem boşanmış hem de yalnız olduğum için midir, bilmiyorum; sosyal medyada paylaşılan, mutlu çift, mutlu aile fotoğraflarına gıpta ile baktığımı hatırlıyorum. İçinde olduğum durumla ilgili o kadar güvensiz hissediyordum ki bayram tatillerinde sosyal medyada ölü taklidi yapar, hiçbir şey paylaşamaz, bitse de gitsek gibi bir duyguyla insanların şehre döneceği günü iple çekerdim.
Birkaç defa evde yalnız hissetmeyeyim diye arkadaşlarımın planlarına dahil oldum ama yine bir şeyler tam olmadı ve anladım ki bu içimdeki “kendimle tek başına kalabilme” hâliyle barışmadan bayram tatilleriyle barışamayacaktım.
Bunu fark edince yıllarca kendi üzerimde çalıştım ve çok değiştim ben. Kendimi sevmeye başladıkça, evde tek başıma kalmaya da alıştım, alıp başımı tatillere, inzivalara bir başıma gitmeye de. Hatta kendimle baş başa kalmayı o kadar sevmeye başladım ki, her boşluk bulduğumuzda, içimdeki çocukla birlikte yapmadığımız çılgınlık kalmadı. Bazen uzun bir araba yolculuğunda bağıra çağıra şarkı söylemek, bir başına denizlere açılmak, uzak diyarlarda tanıştığın yeni insanlarla sohbetler edebilmek cennet hissiymiş.
Anladım ki kendini sevmeyi becerip tek başına olmakla barışabildiğinde, hayat gani gani hediyeler sunuyormuş sana.
Kendine yetebildiğinde, kendini mutlu edebildiğinde, bir başkası ile kurduğun ilişki ihtiyaçtan değil tercihten olduğunda, sevgiler hakiki temeller üzerine kuruluyormuş. Kimsenin kimseyi mutlu etme zorunluluğu olmadan, kişiler arasında gerçek tatmin duygusu yaşanıyormuş.
Geçtiğimiz bayram tatilinde içimdeki küçük kız çocuğuyla birlikteydim yine. Birlikte Joseon Hanedanlığında, tahta çıkabilmesi için erkek kılığına sokulan küçük Koreli prensesin başına gelenleri heyecanla izledik. Günübirlik doğaya gittik geldik, deniz kenarında güneşi batırıp dondurma yedik, kedileri sevdik. Hayatımın en güzel bayram tatillerinden biriydi.



