O çekmeceyi yıllardır açmamıştım. Çalışma masasının en altındaydı. Taşınırken, yer değiştirirken, masayı toparlarken bile sıra ona gelmiyordu. Bazen bir şey ararken aklıma gelir, çekmeceyi birkaç santim açar, içerideki kalabalığı görür ve vazgeçerdim.
“Nasıl olsa başka zaman bakarım,” derdim. O başka zaman da bir türlü gelmezdi.
Geçen gün masayı toparlarken sıra yine ona geldi. Bu kez ertelemedim. İlk niyetim basitti. Kullanmadıklarımı ayıracak, gereksiz olanları atacaktım. Sonuçta yıllardır açılmayan bir çekmeceden ne çıkabilirdi ki?
Çekmeceyi açınca önce o eski koku geldi. Sonra gözüm dosyaların arasındaki sinema biletine takıldı. Bir süre elimde tuttum. Filmin adını okudum. Ve fark ettim ki aklıma gelen ilk şey film değildi. Aklıma hazırlanışım geldi. O dönem bir filme gitmek yalnızca film izlemek değildi çünkü. Günler öncesinden konuşulurdu. Kim geliyor? Nerede buluşuyoruz? Filmden sonra bir yere geçilecek mi? Hamburger yer miyiz?
Bir de ne giyileceği konusu vardı. Şimdi düşününce en çok ona gülümsüyorum. Bir filme gitmek için dolabın karşısında uzun uzun durduğumu hatırlıyorum. Bir ceketi giyip çıkarıyor, sonra başka bir şey deniyor, sonra ilk seçtiğime geri dönüyordum. Karar verdiğimi sanıp birkaç saat sonra yeniden değiştirdiğim bile olurdu. Ama galiba mesele kıyafet değildi.
Yaklaşan güzel bir akşamdı.
İzleyeceğimiz filmin havası günler öncesinden hayatımıza sızardı. Bazen farkında bile olmadan kıyafet seçimlerimize karışırdı. Sanki birazdan izleyeceğimiz hikâyenin içine girecekmişiz, sevdiğimiz bir karakterden küçük bir iz taşıyacakmışız gibi hissederdik.
Film cuma akşamıysa heyecanı pazartesiden başlardı. Hafta ilerledikçe plan netleşir, akşam yaklaştıkça insanın içi kıpır kıpır olurdu. Buluşmaya daha saatler varken hazırlanır, bir şey unutmuşum gibi çantamı tekrar tekrar kontrol ederdim. Şimdi dönüp bakınca filmi değil, beklemeyi özlediğimi fark ediyorum. Çünkü bazı güzel anların en güzel kısmı, henüz yaşanmamış oldukları zamandı.
Sinema biletini masanın üzerine bıraktım. Çekmeceden başka şeyler de çıktı. Kenarlarına telefon numaraları karalanmış kâğıtlar, yapılacaklar listeleri, o dönem çok önemli oldukları belli olan ama bugün neyi anlattıklarını çıkaramadığım küçük notlar… Bazılarının köşeleri kıvrılmıştı. Bazılarının mürekkebi solmuştu. Bazılarını ise neden sakladığımı hiç hatırlamıyordum.
Bir süre onları karıştırdım. O kadar zamandır oradalardı ki sanki ben yeniden dönene kadar sessizce beklemişlerdi. Aralarından birkaç fotoğraf da çıktı. Bir tanesine uzun uzun baktım. Fotoğrafın çekildiği günü hatırlamıyordum. Ne konuştuğumuzu da. Ama çok güldüğümüz belliydi.
Bazı anılar ayrıntılarını kaybediyor galiba; geriye yalnızca bıraktıkları duygu kalıyor. O kadarını anlamak için fotoğrafın kendisi yetiyordu. Sonra mutfağa gidip kendime karpuz kestim. Bu da hayatın bana yaptığı küçük sürprizlerden biri. Çünkü uzun yıllar karpuz sevmedim ben. Yaz sofralarında mutlaka olurdu ama benim için pek bir anlam ifade etmezdi. Herkes ikinci dilime geçerken benim tabağım çoktan kenara çekilmiş olurdu. Şimdi ise markette karpuz seçerken buluyorum kendimi. Geçen hafta eve bir tane taşırken yarı yolda neden bu kadar büyük aldığımı sorguladım. Apartmanın merdivenlerini çıkarken söylendim. Eve girer girmez de kesip tadına baktım. İyi çıkınca sevindim.
Pencereden akşam serinliği giriyordu. Karşı apartmanın balkonunda biri çiçeklerini suluyordu. Bir yerlerden televizyon sesi geliyordu. Mutfak tezgâhında yarım bir karpuz duruyordu. O an fark ettim. Eskiden yaz deyince aklıma başka şeyler gelirdi. Şimdi ise mutfak tezgâhında duran yarım bir karpuz bile yazın geldiğini anlatabiliyor.
Masama geri döndüm. Bir elimde karpuz tabağı vardı. Önümde ise eski sinema bileti duruyordu. Uzun süre ikisine baktım. Bir zamanlar çok sevdiğim bir şey. Bir zamanlar hiç sevmediğim başka bir şey. Şimdi ikisi de aynı masanın üzerindeydi. Atmak için açtığım çekmecenin başında oturuyor, çıkan şeylere bakıyordum. Toplama işini çoktan unutmuştum.
Pek bir şey atamadım. Sinema biletini yeniden elime aldım. Bir zamanlar, bir filme gitmek için günler öncesinden heyecanlanırdım. Bir zamanlar karpuz sevmezdim. Şimdi düşününce ikisi de başka birine aitmiş gibi geliyor. Ama o biri de bendim. Çekmeceyi kapattım.
İçindekileri olduğu gibi bırakarak. Çünkü galiba yaşanıp biten şeylerden geriye kalan; olayların kendisi değil, bizde bıraktıkları küçük izlerdi.
Sinema bileti yine en alttaydı. Sanki ben unutmuşum da, o beni unutmamış gibiydi.



