Bazı şeyler bittiğinde gürültü kopmaz.
Bir kapı sertçe kapanmaz mesela.
Ne büyük vedalar olur ne de uzun açıklamalar.
Sadece içinin bir yerine ince bir sessizlik çöker.
Kalabalığın ortasında bile duyulan o sessizlik…
Bir şey eksilmiş gibi hissettirir ama adını koyamazsın.
İşte tortu biraz da budur.
Geçmişten kalan o küçük hisler…
Bir şarkının ortasında boğazına düğümlenen anı,
Çocukken gittiğin bir sokağın kokusu,
Annenin uzaktan gelen sesi,
Eski bir evin camından içeri giren akşam güneşi,
Artık konuşmadığın birinin adını görünce duran zaman.
İnsan unuttuğunu sanıyor.
Çünkü hayat devam ediyor; yeni insanlar geliyor, başka şehirler görülüyor, başka masalarda oturuluyor.
Ama hiçbir şey tamamen gitmiyor.
Bazı duygular sadece sessizleşiyor.
Ve yaşadığımız her şey içimizde yavaşça dibe çöküyor.
Kırgınlıklar, aşklar, özlemler, yarım kalan cümleler…
Söylenemeyen “kal”lar,
Geç kalınmış özürler,
Hiç gönderilmeyen mesajlar,
Bir daha dönülmeyen sokaklar…
Hepsi görünmez bir tortu bırakıyor ruhumuzda.
Bazen yıllar sonra bile küçücük bir şey kaldırıyor o tortuyu yerinden.
Bir parfüm kokusu,
Bir tren sesi,
Eski bir fotoğrafın köşesi,
Ya da ansızın duyduğun bir kahkaha.
O an zaman kırılıyor sanki.
İnsan bir saniyeliğine eski hâline geri dönüyor.
Unuttuğunu sandığı acının, sevincin ya da özlemin hâlâ içinde yaşadığını fark ediyor.
Belki de büyümek;
O tortuyla yaşamayı öğrenmek demek.
Canını yakmadan bakabilmek geçmişe.
“Geçti” diyebilmek,
Ama geçti diye yok olmadığını da bilmek.
Çünkü bazı şeyler bitse bile insandan çıkmıyor.
Bir yaz akşamı gibi kalıyor içinde.
Ne tamamen sıcak ne tamamen serin.
Sadece içini hafifçe sızlatan bir his olarak.
İnsan biraz da biriktirdiği tortudur aslında.
Çay demlendikten sonra bardağın dibinde kalan iz gibidir insanın geçmişi.
İlk yudumun sıcaklığı geçer, sohbet biter, masa toplanır…
Ama dipte hep biraz tortu kalır.
Kimi zaman bir aşkın rengi çöker içine,
Kimi zaman çocukluğun.
Bazen baba evinden ayrıldığın gün,
Bazen annenin sustuğu bir akşam,
Bazen büyüdüğünü ilk kez fark ettiğin o sessiz gece.
Şehirlerden ayrılırken de tortu kalır insanda.
Uzun süre yaşadığın bir yerden giderken,
Arkanda sadece sokakları bırakmazsın.
Sabah yürüdüğün yolları,
Aynı fırından aldığın ekmeği,
Camından baktığın gökyüzünü de bırakırsın.
Bir şehir insanın içine çöker bazen.
Ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş,
Bir köşe başı hafızanda yaşamaya devam eder.
Çocuk büyütürken oluşan tortu ise bambaşkadır.
Bir gün kucağına sığan birinin senden yavaş yavaş uzaklaşmasını izlersin.
İlk kelimesi, ilk adımı, gece ateşlendiğinde sabaha kadar başında beklediğin anlar…
Hepsi yıllar geçtikçe kalbinin dibine çöker.
Ve bir gün onun odasının kapısını sessizce kapatırken anlarsın:
İnsan en çok sevgiden tortu biriktirir.
Bazı insanlar yıllar sonra bile bir şarkıyla geri gelir;
Bir cümle yeter bazen her şeyi hatırlamaya.
Çünkü hafıza unutmaz, sadece üzerini örter.
Kimse tertemiz ayrılmaz hayattan.
Yaşadığımız her şey biraz çöker içimize.
Kırgınlıklar sessizce dibe iner,
Özlemler ağır ağır birikir.
Ve belki de insan,
En çok da “karıştırmam” dediği tortunun içinde kendini bulur.
Çünkü bazı duyguların zamanı geçmez.
Sadece şekli değişir.
Acı azalır belki ama izi kalır.
Özlem susar ama kaybolmaz.
İnsan yoluna devam eder, güler, konuşur, başka hayatlar kurar…
Ama ruhunun dibinde hep biraz geçmiş taşır.
Ve belki de hayat dediğimiz şey;
İçinde kalanlara rağmen hafifleyebilmektir.



