Cuma, Mayıs 1, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Sandığın İçinden Çıkan Ses

Bazı eşyalar yere değil, kalbe serilir. 

Yıllar geçtikçe iplikleri inceldi, renkleri soldu belki. Anadoluda herkes bilir: eskimek kıymetten düşmek değildir. Eski yaşamın izini taşır; yaşanmışlık ise nimettir.

Bazı eşyalar vardır; yer kaplamaz, zaman tutar. Bir evin ortasında durur ama aslında geçmişi bugüne bağlar, gidenleri çağırır, kalanlara kim olduklarını hatırlatır. Attığını sanırsın ama bırakamazsın; çünkü içinde büyüklerin emeği, duaları vardır. Atmaya kıyamazsın.

Bu halı da işte öyle bir şey… Bir genç kızın sandığında başlayan, bir ömrün içinden geçerek günümüze kadar gelen uzun yolun tek şahidi. Bu halıyı dokuyan eller susmuş olabilir ama bıraktığı iz hâlâ konuşur durur.

Babannem çeyizi düzenlerken sandığa yalnız çanak, çömlek, eşya koymadı. Sabrını, duasını, yuva kurma niyetini de katladı arasına. Halının kırmızısına yüreğinin ateşini, kenarlarına mahcubiyetini, ortasına bereket dileğini yerleştirdi.

Sonra sandık kapandı. Ama umut kapanmadı.

Gelin geldiği evde yere serildiği gün, sadece bir halı açılmadı; yeni bir hayat başladı. Üzerinde misafir ağırlandı, bayramlar karşılandı, çocukları büyüdü. Diz çökenler oldu, şükredenler oldu. Sevinç de değdi ona, hüzün de… Hayat dediğimiz şey iplik iplik işlendi. Yaşamı boyunca…

Zaman geçtikçe halı, eşya olmaktan çıktı. Hatırlamanın bahanesine, unutmamanın yoluna dönüştü. Babaannem baktığında gençlik hayallerini gördü o halıda. Biz bakarken babaannemi… Zaman su gibi akarken halı, geçmişle günümüz arasında kurulan zarif bir köprü oldu.

O, şimdi evimizin bir köşesinde sessiz durur. Ama dikkatli bakana hep aynı sözü söyler;
“Vefasız olmayın.”

İşte bu yüzden atılmaz. Saklanır. Çünkü onda sadece yün değil, bir ömür dokunmuştu.

Sandığın kapağı her açıldığında, halıyla birlikte babaannemin sesi yayılır odaya. “Biz kolay kurmadık bu yuvayı,” der gibidir. Bayram sabahları heyecanı, çoşkuyu, uykusuz geceleri, kalabalık yer sofralarını anlatır. Sevinci de görmüştür, yokluğu da… Ama hiçbirinde şikâyeti değil, sabrı büyütmüştür. Çünkü onun için yuva, duvarla değil emekle, saygıyla ayakta durur.

Bugün torunları olarak bizim parmaklarımız, halının desenlerinde dolaşırken aynı öğüt kalır geriye; “Birbirinize sahip çıkın. Saygılı olun. Sevgiyi hor görmeyin, emeği de. Geçmişi unutursanız yolunuzu da kaybedersiniz.”

Ve şimdi o halı, torun evinde, evin en özel köşesinde. Değer verdiğimiz o halı varlığıyla; geçmişi korur, geleceğe hatırlatır. Babaannem artık yanımızda olmasa bile, sesi o köşeden eksik olmaz.

Bu halı artık bir eşya değil. Babaanne ile torunları arasında görünmez bağın kendisi; birinin duası, diğerinin vefası.

Sandık ara ara kapanır belki… Ama öğüt hep açık kalır. Unutmadınız…

Melek Yenigün
Melek Yenigün
1964 Ünye doğumluyum. Hani hep derler ya! Hayatını sonuna kadar yaşa. Kendin için kişisel farkındalık yarat. Pandemi sürecinde evde kaldığım zaman bilgi ve birimlerimi güncelleyerek, online Yaşam koçu, yaratıcı yazar, masal terapisi eğitimleri aldım. İlk kaleme aldığım “Kurnaz Karga ve Köpek Masalı” ile yazarlık serüvenim başladı. Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iş. Yazar olmak ile ilgili aslında hiç hayal kurmadım. Ta ki ilk eserim “Aşk Kapıya Gelirse! Aç kapıyı” yayınlanana kadar. İkinci eserim “Bir Gelinin Güncesi, Leyla'nın Sırlı Dünyası” kitabım yayınlandıktan sonra heybemin dolu olduğunu fark ettim. Kaleme almak istediğim çok hikayelerimi var. Okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

POPÜLER YAZILAR