Perşembe, Mayıs 28, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Çocukluk Kadar Uzak

Evin içinde limon kolonyasının ferah kokusu dolaşır, her köşeye bayram sinerdi. Şekerlikten gizlice aşırdığımız o renkli şekerler gibi, fark etmeden tükettik o günleri de. Şimdi şekerler yerli yerinde, ama ne o telaş var ne de o sevinç. Kavuşmalar anılara karıştı, sesler sustu. Ah, nerede kaldı çocukluğumun o bayramları? Güzelliği geçmişte kalışından mıydı, yoksa çocuk olduğumuz için mi her şey böylesine ışıl ışıldı, bilmiyorum.

Çok eskidendi. Fransa’dan Türkiye’ye gelirdik yaz tatillerinde. Bazen Ramazan’a, bazen de Kurban Bayramı’na rastlardı gelişimiz. İkisinin de bende bıraktığı iz farklıydı. Biri daha dingin, daha içe dönük; diğeri daha kalabalık, daha coşkulu. İkisi de  çocukluğumun en saf sevinçlerini taşıyordu.

Henüz beş yaşındaydım ama o güne dair her şey sanki dünmüş gibi taze. Anneannemin köyüne gitmiştik. Avluda bir inek vardı; sessiz, uysal, bana arkadaş olmuştu. Onunla oynadım da oynadım. Çocuk kalbim dünyayı o dar avluya sığdırmıştı. Ertesi sabah, gün daha yeni ağarırken onu gözlerimin önünde kestiler. O an zaman durdu sanki. Ağlamaktan nefesim kesildi. “Arkadaşımı kestiniz,” diyerek ortalığı inletmiştim. O günden sonra içimde bir şey kırıldı. Ben o kırılmanın ardından, bir daha kırmızı et yemedim. Paris’ten gelip böylesi bir anın ortasında kalmak, anlamını yıllar sonra çözdüğüm ağır bir sarsıntıydı. Çocuk aklım iki dünyanın arasında kalmıştı. O gün masumiyetin de bir parçasını geride bıraktım.

Bir başka bayram daha var aklımda. Yine köydeyiz, Ramazan Bayramı. Henüz kimsenin eksilmediği, sofradaki sandalyelerin tam olduğu o günler. Sesler daha gür, gülüşler daha içten. Günler öncesinden alınmış bayramlıkların sabırsızlığıyla evin içinde dolanıp dururduk. Ama en çok o kırmızı pabuçlar kalmış aklımda. Onları erkenden giymek için ne kadar diretsem de annem izin vermemişti, “Bayram günü için,” diyerek saklamıştı. Ben ise her gün gizlice bakar, hayallerimi onların parlaklığına sığdırırdım. O sabah geldiğinde,  kırmızı pabuçları giymek, sanki bayramın kendisini ayağıma geçirmek gibiydi. Bayram sabahı erkekler namazdan döner; ardından bütün aile aynı sofrada buluşurdu. Kahvaltı uzun sürerdi. Sonra biz kuzenler yeni kıyafetlerimizi giyer, şeker ve kuruyemiş toplamak için köy yollarına düşerdik. Kapı kapı dolaşır, torbalarımızı bir zafer gibi doldururduk. Eve dönüp ganimetlerimizi annelerimize bırakır, hiç vakit kaybetmeden yeniden oyuna koşardık. Ağaçlara tırmanır, çatılara çıkar, saman balyalarından küçük dünyalar kurardık.

El öpmek bana hiçbir zaman doğal gelmedi. İçinde büyüdüğüm bir alışkanlık değildi. Daha çok el sıkışmayı ya da yanaktan öpmeyi seçtim; çocukluğumdan beri değişmeyen bir alışkanlık gibi. Fransa’da bu zaten gündelik hayatın parçası değildi. Buradaysa bazen dikkat çekse de, annemin “O el öpmez,” diyerek durumu sade biçimde geçiştirmesi her şeyi kolaylaştırdı.

Çok eskidendi; tarif edilemeyecek kadar çok. O köy uzaklarda kaldı artık, çocukluğum kadar uzak ve erişilmez. Ne o kapı kapı dolaşmalar var ne de şeker toplayan çocuklar. Bir zamanlar tatil için geldiğim bu topraklara artık temelli döndüm. Ama uzaktan bakıldığında her şey daha parlak, daha canlıydı. Şimdi içimde başka bir arzu var; herkesten ve her şeyden uzak, sessizliğin içinde kaybolabileceğim bir yolculuk. Bayramlar bir zamanlar en gerçek, en sıcak hâliyle bir aradalıktı. Şimdi çoğu insan için benim gibi, sadece bir tatil. Ama yine de içimde aynı dilek kalıyor, şekerlikten gizlice şeker aşırdığımız kolonyanın evi sardığı  herkesin hayatta olduğu o eski günler geri gelse. Biz yeniden aynı sofrada, aynı gürültünün içinde, zamanı biraz yavaşlatabilsek.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Tülay Derici
Tülay Derici
Lisansını Yıldız Teknik Üniversitesi Fransızca Mütercim-tercümanlıkta, yüksek lisansını Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinde tamamladı. 2009-2012 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tömer'de Fransızca ve Yabancılara Türkçe okutmanlığı yaptı. 2012 yılından bu yana Galatasaray üniversitesi hazırlık bölümünde Fransızca öğretim görevlisidir. Neyya Edebiyat Öykü Atölyesinde, 12 haftalık Yaratıcı Yazarlık eğitimini tamamladı. Fotoğrafçılığı, okumayı, yazmayı ve kedisi Aristo'yu çok sevmektedir.

POPÜLER YAZILAR