Çarşamba, Haziran 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Karahindiba

​İzleri yazmak istedim hayatıma; hani o rüzgârda savrulan ama düştüğü yerde yeniden köklenen karahindibalar gibi… Sonra durdum, “Bugün bu kadar derine inmek, o kuytu köşeleri deşmek için doğru bir zaman mı?” dedim kendime. Bir an tereddüt ettim. Yüzleşmekten mi kaçıyordum, yoksa ruhumun dibine çöken o eski yükleri söküp atmaya henüz gücüm mü yoktu, bilmiyorum. Bugün; o derin izlerle göz göze gelmeyi düşündüğüm ama cesaret edemediğimi sandığım o eşikti.

​Oysa hayat tam da böyle bir şeydi; sen saklanırsın, o seni en beklemediğin anından yakalar. Ve bugün, o “Birinci Gün” deyip içimin bendini yıktığı o kutlu gün oldu. Kendimi bilmemek, yönümü kaybetmek mi bu? Umurumda değil. Hayat ihtimaller dünyası, her şey bizler için. Gel, şimdi biraz o dilsiz acılarımızı konuşalım…

​Yüzümdeki çizgiler, elimdeki yaralar… Başkaları incinmesin, beni acıtanlar sızlamasın diye kendi kendime açtığım o şefkatli sığınaklar. Bedenimi, onu gerçekten sevmeyi ve ona sarılmayı öğrenene kadar ne çok hor görmüşüm. Hiçbir suçu, günahı yokken benim yerime acı çeken sevgili bedenim… Bir dili olsa da konuşsa —ki konuşuyor bazen. Yoruluyor ve “Artık dur, bu kadar yükleme ruhunun sızısını bize,” diyor.

​Ama en çok ruhum… Ne istediğini çok iyi bilen ve her düştüğümde bana avazı çıktığı kadar bağıran o mağrur ruhum. Şimdi sevgili bedenim ve ruhum nihayet el ele tutuşuyor, kavuşuyoruz, hissediyorum. Peki, kim bıraktı bu izleri bize? Biz mi davet ettik bu hüzünleri, nasıl birikti bunca yaşanmışlık? Gel, bir zaman tünelinden geçip hatırlayalım.

​Geçenlerde çocukluk fotoğrafım geçti elime. Bazı şeyleri zihnimde netleştirememek, puslu anılar arasında gezinmek canımı acıttı ilkin. Ne güzel gülüyormuşuz oysa o karelerde… Şimdi ise o masum gülüşlerin arkasından gelen derin düşünmeler.

​Dahası da var; ben çok sevdiğim iki insanı, hayatın o en acımasız virajında, travmatik bir şekilde kaybettim. Onlarla olan anılarımı zihnim net hatıralarla saklayamıyor belki ama ruhumda bıraktıkları o eşsiz şefkat, o sıcak duygu hâlâ capcanlı. Bunları anlatmak artık canımı acıtmıyor, aksine içimdeki yılların yükü tek tek dökülüyor kâğıda. Bedenim hafifliyor. Bazen tekrar eden sancılar, bazen ilk kez cesaretle gözünün içine baktığım gerçekler…

​Bu yazıyı nasıl bitireceğim, bu nehrin önünü nasıl keseceğim, bilmiyorum; aksın bakalım kalbimden kaleme, rüzgâr nereye üflerse…

​Bu aralar bordoyu çok seviyorum. Küçükken de severdim, ruhumun bir köşesinde hissi saklıydı, biliyorum. Nereden, hangi çocukluk anından kalma bir renk sevdası diye sorma, orası meçhul. Ağaçları, toprağı, doğayı çok seviyorum; çünkü ben bir babaanne kucağında, sevgiye doyurularak büyütülmüş bir çocuğum. Çevremdeki herkes öğrendiği, bildiği sevgiden bir parça üflemiş ruhuma. Güçleri, bilgileri neye yettiyse o kadarını vermişler. Daha fazlasını yapamamışlar demek ki… Şimdi yetişkin aklımla ve şefkatimle nasıl kızabilirim ki onlara?

​Sonra büyüdüm… Kendi yolumu çizmenin, kendimi küllerimden var etmenin o sancılı doğum süreçlerini de gel konuşalım. Zordu, hem de çok zor… Bana dışarıdan bakıp “İnatçısın,” diyorlardı. Oysa ben içten içe doğru yolda olduğumu biliyor, adımlarıma söz geçiremiyordum. Kendi yolumda yürüdüğüm hâlde, sırf bu doğrunun yükünü tek başıma sırtlamanın yalnızlığıyla bazen en çok kendime kızıyordum.

​Ve yıllar sonra, tam olarak buradayım.

Yüzümde geçmişin soylu izleri, elimde hayatın izleri, kalbimde ise dünyayı kucaklayacak bir sevgiyle…

Kendini tanıyan, her şeyin en güzelini hak ettiğini bilen, korkusuz, hakkını yedirmeyen bir kadın ve dimdik duran bir anne olarak buradayım. Arada neler oldu, hangi fırtınalardan geçip bu limana geldim, hepsini anlatmadım elbette. Her birimizin patikası başka…

​Geçenlerde bir hocam kulağıma küpe olacak o sözü söylemişti:

“Sen yola çık, yeter ki yolda ol. Bazen yorulursun, bazen mutlu olursun; sen yeter ki yolda ol…”

​Ben yoldayım. Üstelik artık rüzgârdan korkmayan bir karahindiba gibi, kendi toprağıma kök salarak yürüyorum.

​İthaf

​Beni büyüten, emeği geçen, kalbinden geldiğince ruhumu ve adımlarımı besleyenlere saygı, minnet ve sonsuz bir vefa ile…

  • Kızıma; en güzel, en güçlü yol arkadaşıma,
  • Anneme ve Babama,
  • Babaanneme ve Dedeme,
  • Hiç tanımadan, kalbimin en derin odasında çok sevdiğim Melek kardeşlerime,
  • Dünyada varlıklarıyla ömrüme neşe katan kardeşlerime,
  • O kadar çok sevilmişim ki… Bana geçmişte kalan ama unutulmayan bu yüce duyguyu hissettiren tüm gizli kahramanlara,
  • ​Eşime,
  • Ve Hoca Dedeme…

​Bu yazı; geçmişin ruhumda bıraktığı tüm eski yüklerden sıyrılıp sadece sevgiyi kucaklayan kalbimin onlara armağanıdır.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Zühre Kara
Zühre Kara
1993 yılında doğdu. Yazı yolculuğunda kelimelerin iyileştirici gücüne ve insan ruhu üzerindeki sağaltıcı etkisine odaklanmaktadır. Denemelerinde çoğunlukla özlem, farkındalık ve kişisel dönüşüm temalarını işleyen , "insan insana şifadır" anlayışıyla okurlarının kalbine dokunmayı amaçlamaktadır. Halen yaratıcı metinler ve hayatın içsel döngüleri üzerine çalışmalarına devam etmektedir.

POPÜLER YAZILAR