Pazartesi, Ağustos 24, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Geçmişe Veda

Oldum olası sevmezdi bu evi. Kokusunu bile sevmezdi. Hani her evin kendine has bir kokusu olur ya? Bin yıl da geçse hep aynı kalan… Anahtarın zor çevrildiği, açıldıkça menteşelerinin gıcırdadığı ağır kapıyı yavaşça itti. Daha ilk saniyelerde önce burnuyla sonrada tüm benliğiyle hissetti o kokuyu. Sanki içerisi hala buram buram çamaşır suyu ve nemli ahşap kokuyor gibi hissetti bir an.
“Yeni temizledim orayı, oturun yerinize bakayım!” diye bağıran, “ellemesene evladım, parmak izi yapacaksın,” diye azarlayan babannesinin sesi yankılandı kulaklarında.
Ne zaman gelse etrafı kırılacak eşyalarla dolu bir mağazaya ya da her yerde “Dokunmayınız!” levhalarının olduğu bir müzeye gelmiş gibi hissettiği evdeydi. Parkenin ve merdivenlerin her hafta fırçayla ovulduğu, aynalarının parıltısının göz aldığı, koltuk kırlentleri devamlı kabartılan, yerde duran halının, sevgili anneciğinin -ki o annesine hep böyle derdi- bu eve gelmeden az evvel giydirdiği -ama onun paldır küldür koşarken daha eve varmadan illa ki bir kaç yerini lekelediği- elbisesinden bile temiz olduğunu düşündüğü, perdelerindeki milimetrik kaymaya bile tahammül edilemeyen bu ev…
“Kadın dediğin temiz olmalı, evi çiçek gibi olmadan uyumamalı. Mazallah ya uykuda hık diye gidiversen! Gelen konu komşu ne konuşur arkandan? Tonla laf ederler.”
Dediği gibi de oldu. Bir gece “hık” diye gidivermişti babannesi. Ama kimse arkasından “Ne pis kadınmış canım,” diye konuşmamıştı. Sağlığında, “Has yün dokuma bu halılar. Düğünde bayramda serilir. Sonra dürer kaldırır yine diğerlerini serersin,” dediği has yün halıları düşündü sonra. Yerde o halılar serili değildi. Çünkü bayramda ölmemişti.
Hafızasına güvenerek el yordamıyla salon avizesinin aydınlatma düğmesine bastı. Her bir taşının tek tek silindiği avize… Bu evde sevdiği tek şey. Birer elmas gibi parlayan avize taşlarına çocukluğundan kalan hayranlıkla baktı yıllar sonra yeniden.
O, parlaklığı göz alan taşlar şimdi toz içindeydi. Özel yapım, oymalı, ahşap, yeşil koltukların ve özenle her gün kabartılan kırlentlerin üzerini kaplayan beyaz örtüler bile tozlanmıştı. Ayaklarının altında “O kadar çok parlardı ki, yürürken kayıp düşüvermekten ve mazallah çizilirse babaannemden yiyeceğim azardan ölesiye korkardım,” diye bahsettiği parkeler de gri toz tabakasından nasibini almıştı.
Bütün o sesler, o parıltı, tüm anılar gri tabakanın altında kalmış gibiydi.
Sanki o gece hık diye gidiveren sadece babaannesi değildi. Temiz Aliye lakabının hakkını verdiği evi de gitmişti o gece onunla.
“İz olmasın aman yeni sildim,” dediği masası ve sakız gibi yıkayıp, kolalayıp serdiği masa örtüleri, aynaları, perdeleri, has yün dokuma halısını da götürmüştü yanında sanki Aliye babaanne. Kimsecikler dokunmasın diye.
Yaşarken öyle çok korkardı ki evine başka birinin dokunacağından. Öldükten sonra kimse kapısını açmamıştı bu evin. Ta ki yıllar sonra, “Verelim evde ne var ne yoksa belediyeye, evi de satalım boş duracağına,” diye karar verilene kadar.
Bir devrin kapanışına son kez tanıklık ettiğinin farkında olarak kapattı dış kapıyı. Artık öyle kokmasa da hafızasında bin yıl hatırlayacağı kokuyu da yanına alarak kilitledi kapıları yeniden.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Derya Küçük
Derya Küçük
İki üniversite eğitimi ve bir yüksek lisans sonrası, yapmak zorunda kaldığımız şehir değişiklikleri ve üst üste 3 çocuk sahibi olmam sebebiyle aktif olarak iş hayatında yer almak nasip olmayınca bende yeteneklerimin ve kişisel gelişimin peşinden giderek bir rota çizdim kendime. Lise yıllarından beri çeşitli korolarda yer aldım. Son 10 senedir de kesintisiz köklü korolarda hem korist hem de solist olarak yer alıyorum. Sanırım en büyük tutkum yazı yazmak. Üniversite zamanı kısa metraj film senaryoları yazdığım ve yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaptığım dönemler oldu. Evde defterler dolusu yazılmış hikayeler sonrası, bir kaç kez de çok yazarlı kitap projelerinde yer aldım.

POPÜLER YAZILAR