Perşembe, Nisan 23, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

Sakura’nın Vedası, Lale’nin Başlangıcı

İki dünyanın tam ortasında, ne doğunun ne batının sahip çıktığı o ince sınır çizgisinde, adı olmayan bir varlık yaşardı. Kimisi onu sabahın ilk ışığında sakura ağacının dibinde görmüştü; saçları pembe, elleri toprak, gözleri eski bir bilgeyi andıran derin bir sessizlikle dolu. Bu sessizlik, henüz söylenmemiş sözlerin ve yaşanmamış baharların ağırlığını taşırdı. Kimisi ise İstanbul’un taş sokaklarında, lale mevsiminin tam ortasında, rüzgârla dans eden kırmızı bir siluet olarak anmıştı onu. Ama ikisi de aynı varlıktı; bir yanı gurbet, bir yanı vuslat… Bunu yalnızca o biliyordu. 

Her yıl aynı an gelirdi. Sakura yapraklarının son dansını ettiği o kısa, acımasız güzel an. Doğa, en büyük vedasını en zarif törenle yapardı. Varlık o ânı beklerdi yıllarca; sabırla, bazen umutsuzluğa düşerek ama hiç vazgeçmeden. Çünkü o an yalnızca bir bitiş değildi. O an, içinde taşıdığı en ağır şeyi, yıllardır kalbinin kıyısında biriken o görünmez tortuyu bırakabileceği tek andı. 

Bu yıl da geldi. Son yaprak daldan ayrılırken varlık elini uzattı. Avucuna düşen o küçük pembe parçayı sıkıca tuttu ve ağladı. Sakura zamanının ağırlığını taşımıştı çok uzun süre.

Görünmemenin, beklemenin, “Henüz değil,” demenin ağırlığını…

Kendini saklamanın, küçülmenin, fırtınaların geçmesini izlemenin o yorucu yükünü… Gözyaşları, bu yükün toprağa karışan ilk damlalarıydı. Yaprak avucunda eridi. 

Ve tam o anda, binlerce kilometre ötede ama aynı anda, aynı nefeste İstanbul’un topraklarında ilk lale filizi uçtu. Varlık hissetti bunu.

Kalbinde bir sıcaklık, parmaklarında bir titreşim… Sanki içindeki bir şey çözülmüştü. Yıllarca tuttuğu o eski deri beklemenin, saklanmanın, “Belki bir gün,” demenin derisi soyulmuş, altında bambaşka bir şey çıkmıştı ortaya. Eski olan ne varsa geride kalmış, ruhu yeni bir kabuk kuşanmıştı. Kırmızı. Canlı. Açmaya hazır. 

Rüzgâr sordu ona: “Ne bıraktın?” 

Varlık bir an sustu. Sonra, yılların yorgunluğuyla değil tuhaf bir hafiflikle, sanki omuzlarından birer dağ kalkmışçasına konuştu:  “Bana iyi gelmeyen ne varsa bıraktım, gitti. Artık bana hizmet etmeyen kötü ruhları hayatımda barındırmak istemiyorum.”

Rüzgâr tekrar sordu: “Peki ne buldun?”

Varlık düşündü. Uzun uzun, içine dönerek düşündü. Sonra güldü ilk kez, gerçekten güldü. Bu gülüş, karanlık bir odada aniden açılan bir pencere gibiydi.

Sesi çiçek açar gibi yükseldi: 

“Gerçek sevgiyi buldum. İyilik üzerine kurulan dostlukları. Yoluma taşları dizmek yerine çiçekler seren ruhları. Birbirini tamamlayan, hâlâ var olan o güzelliği… Ve her şeyden önce o kalp atışının heyecanını. O hissin hâlâ içimde yaşadığını.” 

İkigai, büyük bir aydınlanmayla gelmiyor. Sarsıcı bir gök gürültüsüyle değil, usulca süzülen bir ışık sızıntısıyla geliyor. Bazen bir sakura yaprağının avucuna düşmesiyle geliyor. Bazen yıllarca beklediğin fırtınanın dinmesiyle… Bazen de içinde taşıdığın en ağır yükü bıraktığın tam o anda toprağa ilk kırmızı filizin çıkmasıyla. 

Varlık artık sınırda durmuyordu. İki dünyanın tam ortasından değil, kendi merkezinden bakıyordu dünyaya. Artık ne doğuya aitti ne batıya; o artık sadece kendi ruhuna aitti. Ellerinde ne Japonya’nın hüznü ne İstanbul’un gürültüsü kalmıştı; yalnızca her ikisinden süzülüp gelen bir öz vardı. Aktarmak istediği, taşımak istediği, dünyaya açmak istediği bir öz…  

Merhamet. 

Ve lale, tam da o anda açtı. Bazen bir şeyin bitmesi gerekir ki başka bir şey açılabilsin. Sakura bunu bilir. Lale bunu bilir. Sen de biliyorsun. 

Sadece izin vermeni bekliyor. 

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Nilden İçağasıoğlu
Nilden İçağasıoğlu
İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema mezunu olarak; içerik üretimi, yaratıcı yazarlık ve sözlü anlatım alanlarında çeşitli eğitimler aldı. Masal anlatıcılığı, senaryo yazarlığı, yetişkin ve çocuk odaklı hikâye yazımı ve dijital iletişim konularında deneyimli. Toplumsal konulara duyarlı, özgün içerikler üretmeye önem veriyor. Kadın hikâyeleri, sokak hayvanları, çocuklar ve görünür olmayan hayatlara dair temalara, çalışmalara odaklanıyor. Toplumun her kesimini kapsayan hikâyeler üretmeyi ve anlatının dönüştürücü gücüne alan açmayı önemsiyor.

POPÜLER YAZILAR