Kolalı dantel sabahı bayramları… Yer gök ışımadan, o kaskatı kolalı örtünün altından ışır bayram sabahı . Tozu alınmış televizyonun üstüne serilir dantel. Bir gün evvelden sandalyenin üzerine hazır edilmiştir ütülü kıyafetler…
Bayramlıklarla hasbihâl edilmiş, sevinci solunmuş, o güzelim bayram sabahı gelip çatmıştır. Ev ahalisi daha gün doğmadan ayaktadır. Bayram namazından gelecek olan baba, radyonun arkasına saklanacak bayram harçlığı sevinçle bekleniyordur. Dantel örtüler gibi sabah ışığında bembeyaz parlar çocukluk huzuru… Görüntü, ses, koku bambaşka sıcacıktır.
Biz çocukken ve dünyamız bayram iken… Ekran bir anda kararınca coşkulu bayram sabahlarımıza gölge düşecek diye endişeli bir çocuk sarardı içimizi. Antene uzanan telaşlı bir çocuktu bir elimiz, diğer elimiz ise cam kenarında yön arayan, ekran gidince televizyonun yanına vuran, umutlu bir çocuk…
Cızırtıyla seyrettiğimiz sıcacık bayram programları… Görüntü bazen bulanık, lakin hatıraları çok berraktı… İçimize işledi bayram şekeri saf çocukluğumuz… Babannemizin göğsüne mendille sardığı paradan nasibimize düşecek miktar, merak konumuzdu. Misafir terlikleri özenle sıralanır, gelenlere kolonya dökmek için kardeşle kıyasıya mücadele verilirdi…
O zamanlar bayram evin içine sığmayan bir kalabalıktı; şimdi ise odalar kalabalık, eşyalar insanlardan da kalabalık ama ıssız… Bir zamanlar benim o müstakil çocukluk evimde kapının üstünde duran bir anahtar vardı; güvenin, komşuluğun, çekinmeden bayram sabahı girilen bir “biz” duygusunun anahtarıydı…
Henüz sevgileri yitirmemiştik… Doğaldı… Çok gerçekti… Bayram geldi mi o anahtar döner ve aslında kalpler buyur edilirdi içeriye… Mahallemiz hep böyleydi. Şimdi kapılar şifreli, duvarlar çok yüksek, duvarlar çok kalın… İçeriye giren şen kalabalıklar ve kahkahalar değil, hoş geldin sessizliği…
Hasretiz eski bayramlara… Muz çorabımızı, dantel yakalıklarımızı giyip özendiğimiz bayramlara… Fener alayının büyüsünde , umutla, kalabalıkla ve bir bütün olarak yürümeyi öğrenen çocuklardık… Meşalemiz, kalbimiz, bando coşkusuydu bayram akşamları ve de sabahları…Rengârenk çocuklardık bayramlarda…
Bayramlar var hâlâ ve biz eskilerine hasretiz… 23 Nisan bu kez başka eksik , bir anne kalbinde eksik mesela, sınıf listesindeki yoklamada bir çocukla eksik, bir öğretmen gözünde eksik kalbimde çok eksik…
Bir çocuğun kalbinde “güven” ve “güvende olma” asıl bayram yeridir, sığınaktır esasında… Kalplerindeki güvenden kırıldılar ise çocuklar ,artık bu bayram yalnızca bir bayram değil , yangın yeridir de… Şimdi bu çocuklara tekrar güven ortamını, meşale inancını, kalplerine bizim çocukluğumuzdaki bando coşkusunu nasıl vereceğiz? Telefonun ucunda arkadaşların ve biz burdayız , kaldığımız yerden devam ediyoruz, gel sen de okuluna dediğim öğrencime bu cümleyi kurarken, içimde yaşadığım hayal kırıklığına uğratma korkusunu ben nasıl yeneceğim? Okul bahçeleri, sınıflar , sıralar tekrar güvenin doğal uzantısı olsun, olmalı.
Dilerim ki bayramlar asıl şimdi ve bu kadar acıdan sonra çocukların kalplerinde tekrar şenlik olsun, anne kucağı gibi güvende hissetsin pırpır eden kalpleri, korkularından sıyrılıp… Bizim çocukluğumuzdaki gibi yürüyebilecekleri fener alaylarını, bayramları sunalım onlara… Kalabalıklarca şen şakrak bayramlar verelim onlara, marşlar söylesinler coşkuyla, geleceğe güvenle ve hayatta kalma inancı ile…
Belki de bayram aslında ne kolalı dantelde, ne ütülü kıyafetlerde ne de kalabalık sofralarda saklı artık…
Bayram bir çocuğun korkmadan oyun oynayabildiği yerde başlar. Bir çocuğun okula korkmadan yürüdüğü bir gün bayramdır artık, sadece belki… Küçük bir kalbin dünyaya güvenmeyi öğrenebildiği yerdir bayram belki…. Ve biz o gün sadece bayramı değil kaybettiğimiz çocukluğumuzu, kırılmış çocuk kalplerimizi de geri almış oluruz kim bilir…



