Konu artık sen değilsin. Zehrinden arınmaya çalışan ruhum kaçacak yer arayıp duruyor. İnsan içine bakacak hâlim kalmadı. Tüm deyimleri, atasözlerini, ne kadar dile kemiğe bürünmüş cümle varsa hepsini asıp gidesim var. Kururlar mı, yağmurda kalır ıslanırlar mı bilmiyorum. Ama bir bilsen nasıl gitmek istiyorum.
Karanlıkta falan kaldığı yok aklımın, kalbimin. Senden sonra bir aydınlık, bir aydınlık sorma gitsin.
Herkesi ardımda bırakasım var. Ama yapamıyorum. Seninle olduğumuz günlerin izleri hâlâ bedenimde. Nefes almak zor sen yokken. Hoş, seninle daha zormuş, gittikten sonra sen anlıyorum. Ya da ben senden gidemedikten sonra…
Kime ispatlayacağım kendimi? Seninle yürüdüğümüz tüm yollar, oturduğumuz tüm masalar, kalktığımız tüm sabahlar ve uyuduğumuz geceler artık daha bir yoksul, daha bir yoksun…
Alışkanlık olduğunu düşünsem de bağımlılıktan öte bir hâl almış seninle olmak… Uyuduğumda bile şu günlerde seni düşünüyorsam artık bağımlılıktan arınmış olmam gerekirdi. Ne kadar cümle varsa hepsini devire devire yürümek istiyorum. Tüm kurduğum altı üstü bir olmuş cümleleri toplayıp kapına yığmak istiyorum.
Sana seni anlatmaktan sıkıldım artık. Kendimi okumak istiyorum. Ama dilimi öyle bir bozmuşsun ki senden başka hiçbir şeyi konuşamıyorum. Cümleler sana çıkıyor. Kelimeler zaten senden almış tüm zehri. Bütün şiirlerimi, bütün öykülerimi öldürüyorlar. Panzehir aramıyorum. Arasam bulur muyum, bilmiyorum… Ama galiba seni bana unutturacak hiçbir şeyi de istemiyorum. Korkunç bir ikilem. Hem git hem kal istiyorum.
Her şey kötü değildi hatta bana sorsalar hiçbir şey kötü değildi. Ama ne doğa ne insanlar… Benim bir parçamdın, gidişini kendime bir türlü yakıştıramıyorum. Hayatıma kendi isteğimle, şiddetli talebimle seni almıştım. Ama nereden bilebilirdim bende ne var ne yoksa dağıtacağını?
Sabahları artık daha bir kimsesiz uyanıyorum. Koca koca kalabalıkların arasında sessiz sedasız bir yalnızlık yaşıyorum.
Öyle kolay değil, elim dilim neyim varsa boş kaldı. Bu günlerde aynada kendimi tanıyamıyorum. Tanıdığım benden her geçen gün uzaklaşan biri var karşımda. Oysa kaç yıl daha çiçekli sabahlara uyanacağımı hayal ediyordum.
Yürek böbrek parçalayan şiirlerden, yazılardan ben de kurtulmak isterdim. Fakat başka türlü, dağılan içimi nasıl anlatacaktım?
Elbette kimyadan bahsedebilirim, fizikten dem vurabilirim. Dünyanın altındakileri üstündekileri yazabilirim. Ama hiçbir anlatı bu içimdeki can kırıklarımı temizleyemeyecek. Hangi dünyasal ya da evrensel konudan bahsedersem bahsedeyim yaşamın sonunda sana çıkmaktan başka bir çare bırakmadın bana.
Bu kadar hüznü kaleme almaya çalışıyorsam tek başına ben suçlu değilim.
Hayır, suç ortağım değilsin. Sen suçumun ta kendisisin.
Günaydın.



