Çarşamba, Temmuz 29, 2026

En Çok Okunanlar

spot_img

Benzer Yazılar

İlk Kez

Gelin gideceğim sabahı hatırlıyorum. Annem aynanın karşısında saçlarımı tararken, sandığın dibinde gizlice sakladığım o ilk kırmızı ruju çıkarmıştım. Hevesle dudaklarıma sürerken annem elimi tutmuş, tülbendiyle hoyratça silmişti kırmızılaşan dudağımı. “Yapma,” demişti gözlerini kaçırarak. “Baban arkasından laf ettirmez. Kayınpederin de böyle şeyleri sevmez. Gittiğin evde sesini de rengini de unutacaksın.”

Daha on sekiz yaşındaydım. Gönlüme girecek olanı da giyeceğim beyaz gelinliği de ben seçememiştim. Sadece kendi isteğimle heves ettiğim kırmızı ruju sürüp mutlu olmak istedim, ama o da kesilip atıldı. O sabah sesimi de rengimi de o aynanın karşısında bırakıp çıktım. Sonra kocamın o kapkara, her şeye ket vuran gölgesi çöktü üstüme. Altmış yıl boyunca gri hayatımda yaşımın, evimin kadını oldum. Çarşıya pazara gittiğimde gözümün ucuyla baktım cıvıl cıvıl vitrinlere, topuklu ayakkabılara. Hele bizim sokağın sonundaki kuaförde sarı saçlı kadınları görünce içim giderdi. Ama ben hep başım eğik geçerdim dükkânın önünden.

Bir gün çocuklarımın Anneler Günü diye hediye ettiği çiçekli tülbendi takmıştım. Kapıdan çıkmadan kocam  başımdan çekip aldı. “Bunu bir daha görmeyeceğim,” dedi ve geri dönüp çocukların gözleri önünde sobaya attı.

Yıllarca nefes aldığım her âna ket vuran, attığım her adıma, giydiğim her hırkaya, sürdüğüm kokunun bile dozuna karışan o adamın gölgesi hep üzerime sinmişti. Ama altı ay önce o ağır gölge evden ebediyen çekildi. Toprak onun o ağır gölgesini örttüğünde, ben elli beş yıldır gardırobun açılmamış en alt gözüne, yorganların arasına sakladığım o küçük ahşap kutuya gittim. İçinde kurumuş, katılaşmış bir kırmızı oje duruyordu. Yirmi üç yaşımda pazardan gizlice aldığım hiç sürmediğim o kilitli hayalim…

Dün sabah ömrümde ilk kez bir kuaför salonunun boncuklu kapısından içeri girdim. İçeride güzel kokular, kahve kokuları ve genç kızların gülüşmeleri arasında eğreti bir gölge gibi duruyordum. Kuaförün çırağı önüme o lacivert önlüğü bağlarken usta yanaştı. Güneşi andıran saçları ve yemyeşil cam gibi gözleri vardı ustanın. Bakakaldım ay gibi yüzüne. Saçlarımın arasında parmaklarını gezdirdi aynadan gözlerime bakarak sordu. “Ne yapacağız teyzeciğim? Aklında bir şeyler var mı?” dedi. Bir süre sustum. Aynadaki yetmiş sekiz yıllık yorgun yüzüme, o sönük, yer yer veda etmiş beyaz saçlarıma baktım. Sonra elimi yavaşça kaldırıp saçlarıma dokundum. “Sizininki gibi olsun. Saçlarımın güneş gibi parlamasını istiyorum,” dedim titreyen ama kararlı sesimle. Usta makası elinde tutakaldı. Gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Aynadan bana bakıp, “Emin misiniz teyze?” dedi. “Altmış yıldır ilk kez eminim yavrum,” dedim. Sade kahvemi yudumlarken bıraktım kendimi kalbimdeki yirmili yaşlara.

Sarı boya saç diplerime değdikçe içime tuhaf bir heyecan kapladı. Aynadan yavaş yavaş kaybolan beyazları değil, yıllardır saklanan birini izliyordum. Saçlarımı boyayıp bir de üstüne onların deyimiyle fön çekilince aynadaki kendimi tanıyamadım. Etraf bir an buğulandı. Ve sonra yaşlar yanaklarımı yaladı. Tülbendimin ucuyla gözyaşlarımı sildim. Saçlarım düşündüğümden de güzel parlıyordu. Teşekkür edip çıktım kuaförden.

Akşam eve döndüğümde, kızım mutfakta beni o sarı saçlarımla, tırnaklarımdaki çiğ kırmızı ojelerle görünce elindeki bardağı tezgâha düşürüyordu az kalsın. Yüzündeki o dehşet ve utanç karışımı ifadeyi çok iyi tanıyordum; babasının ifadesiydi. “Anne!” dedi sesi titreyerek. “Bu ne hal? Delirdin mi sen? Elâlem ne diyecek, insanların yüzüne nasıl bakacağız? Yaşının insanı ol lütfen!”

Gittim sandalyeye bıraktım kendimi. Masanın üzerinde duran sürahiden bir bardak su doldurdum. Ağzımın kenarlarından taşa taşa içtim. Üzerime düşen su damlaları gömleğimde desenler oluşturdu. Hiçbiri umurumda değildi. Sonra kafamı kaldırdım. Kızımın gözlerinin içine baktım. Kaşlarını çatmış, elini beline yerleştirmiş, duvar gibi bana bakıyordu. Ona uzun nutuklar atmadım. Karşısına geçip bağırmadım da. Sadece cebimden o yorganların arasından çıkardığım, içi kurumuş kapağı pas tutmuş eski oje şişesini masanın üzerine bıraktım.

“Bunu yirmi üç yaşında abinin doğduğu yaz almıştım,” dedim sesim pürüzsüzdü. “Baban eve sığdırmadı. Altmış yıl boyunca ben bu evde bir renk görmedim, tenime de sürmedim. Şimdi elâlem ne der diye o altmış yılı bir gün daha uzatamam kızım.”

Kapının önüne çıktığımda saçlarım ve uçuş uçuş pembe çiçekli elbisem rüzgârla savruldu. Elimle saçımı düzeltmedim. Başımı hafifçe sallayıp arkaya gönderdim. Güneş gibi parlayan saçlarıma pembe şapkamı geçirdiğimde mahallenin solukluğu bile gözüme başka göründü. Varsın arkamdan fısıldaşsınlar, varsın delirdi desinler. İçimdeki on sekiz yaşındaki kız çocuğu koluma girdi. İlk kez birlikte yürüdük.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Cemile Koyuncu
Cemile Koyuncu
1988 İzmir doğumluyum. Türk dili ve Edebiyatı öğretmenliği mezunuyum. Türkçe özel dersler vermekteyim. 2026 yılının başında ilk öykü atölyesi eğitimimi aldım. Ardından ileri seviye yazarlık eğitimimi tamamladım. Hali hazırda basılmayı bekleyen antoloji kitabında şiirim ve öyküm var.

POPÜLER YAZILAR