Son zamanlarda sürekli birini özlüyorum. Bu cümleyi kurarken bile garipsiyorum çünkü kimi özlediğimi bilmiyorum. Annem hayatta, kardeşim hayatta. Arkadaşlarım bir telefon uzağımda. Yine de bazı sabahlar, göğsümde sanki birini geride bırakmışım gibi kocaman bir boşlukla uyanıyorum.
İş çıkışlarında hemen eve gitmek yerine sahile yürümeye başladım. Oysa denizle özel bir ilgim hiç olmamıştı. Çocukken yüzmeyi öğrenememiş, büyüyünce de öğrenmek istememiştim. Kasım ayının soğuğuna rağmen haftalardır aynı banka oturup kararan suyu izliyorum. Sanki bir şeyi bekliyorum, ne olduğunu bilmeden.
Dün keman çalan adamı üçüncü görüşümdü. Aynı köşede duruyor, aynı parçayı çalıyordu. Bu kez yanından geçip gidemedim. Daha ilk notada gözlerim doldu. Şarkıyı daha önce hiç duymamıştım. Ama sanki kaybettiğim bir şeyi hatırlatıyordu bana.
Başka bir gün kitapçıda elim fark etmeden yelkenlerle ilgili bir kitaba uzandı. Hayatım boyunca denize açılmamıştım. Yelken kullanmayı bırak, teknenin sallantısı bile beni rahatsız ederdi.
Geçen hafta ise mutfakta limonlu kek yaparken buldum kendimi. Limonun kokusu içimi tuhaf bir özlemle doldurdu. Oysa çocukluğumdan beri ne zaman limon görsem yüzümü buruştururum.
Son zamanlarda sürekli pencereyi açık bırakıyorum. Eskiden en ufak rüzgârda üşürdüm. Bu tuhaflıkların ne zaman başladığını düşününce aklıma hep aynı tarih geliyor. Sekiz ay önce ameliyat masasına uzandığım gün.
O sabah hastaneye giderken ölmekten korkmuyordum. Uzun zamandır kendimi bu fikre alıştırmıştım. Aylarca bekleme listesinde kalmıştım. Telefon her çaldığında kalbim hızlanıyor, sonra yeniden yavaşlıyordu. Birinin ölümü, benim yaşamam demekti. Bu düşünceye alışmak mümkün değildi.
Telefon sonunda bir Salı gecesi geldi. Üç saat sonra ameliyathanedeydim. Gözlerimi açtığımda göğsümdeki ağrıdan önce duyduğum şey sessizlikti. Yıllardır içimde taşıdığım yorgun çarpıntı gitmişti.
Doktorlar operasyonun başarılı geçtiğini söylediler. Yaşamaya devam edecektim. Her şeyin normale dönmesi gerekiyordu. Dönmedi. İlk aylarda bunu ilaçlara bağladım. Sonra her şey bitti sandığım anda yeniden hayata dönmenin verdiği şaşkınlığa. Hatta en sonunda hayal gücümün bana oynadığı oyunlara.
Aylık kontrollerde doktoruma her seferinde sordum.m“Organ naklinden sonra insanın huyları değişebilir mi?”
Doktor her seferinde bu soruyu ilk kez duyuyormuş gibi bakıyordu yüzüme. “Nasıl bir değişimden bahsediyorsunuz?”
Anlatamıyordum. Çünkü, “Denizi sevmeye başladım,”, “Bilmediğim şarkılarda ağlıyorum,”, “Birini özlüyorum ama kim olduğunu bilmiyorum,” kulağa çok tuhaf geliyordu.
Sadece şunu söyleyebiliyordum; “Sanki içimde bana ait olmayan bir şeyler var.”
“Bazen insanlar büyük ameliyatlardan sonra kendilerini farklı hissedebilirler. Ama bunun organlarla ilgisi olduğuna dair anlamlı bir kanıt yok.”
Bir sabah posta kutusunda hastaneden gelen zarfı buldum. İçinde birkaç evrak ve kısa bir mektup vardı.
“Kızımızın kalbinin başka bir bedende atmaya devam etmesi bize teselli veriyor…”
“…Sizi tanımıyoruz, ama sizin onu tanımanızı istedik…”
“…Denizi çok severdi.”
Deniz. Üç aydır her akşam sahile gittiğimi o an fark ettim.
Defne’nin annesi ve babası olarak imzalamışlar mektubu. “Defne.” Bu ismi kaç kere tekrar okudum bilmiyorum. Sanki isim bana bütün cevapları verecekmiş gibi. Mektubu günlerce tekrar okudum. Sahilde otururken Defne’yi düşündüm. Özlediği kimdi? Kemancının çaldığı şarkıda hiç ağlamış mıydı? Limon kabuklarını rendelerken onu düşündüm. Bu kek ona çocukluğunun armağanı mıydı?
İçimde dolaşan duygunun bir adı yoktu. Bir anı değildi, alışkanlık değildi. Daha çok başka bir hayattan kopup gelmiş, benim içime yerleşmişti. Bu duygular Defne’ye mi aitti, bana mı? Bunu hiçbir zaman öğrenemeyecektim. Ama bildiğim bir şey vardı. Sekiz ay önce bir hayat sona ermişti, benimki devam etsin diye. Belki de aylardır hissettiğim şey özlem değildi. Hayatta kalmış olmanın, bana bağışlanmış günlerin sevinciydi, yeni hayatıma karşı duyduğum meraktı.
Bugün yeni hayatım başlayalı tam bir yıl oldu. Limonlu kek yaptım. Evden çıkarken pencereleri açık bıraktım. Sahile geldim. Deniz karanlığa karışırken elimi göğsümün üzerine koydum. İçimde iki hayatın izini taşıyan kalbi dinledim.
Rüzgâr yüzüme çarpıyordu. Ve ben hayattaydım.



