Size müsaadenizle bu sefer benden ve bayramlarımdan bahsedeceğim.
Herkes elbette özel günlerini kendince özeleştirip yaşar; bir durup anın tadını çıkarır, hafızasına kazır, tutunur ya da herhangi bir güne uyandığı sabahlar ve akşamlardan farkı olmaksızın, olağanca rutininde yaşar geçer, hepsi de kendi içinde özel ve güzeldir…
Bu yıl mayıs ayını çok sevdim, her sene ayrı bir güzeldir ama bu sene çok daha özel benim için… Baharı selamlayarak başladık, dilekler gül ağaçlarıyla buluştu sonra suyun hafızasına yüklendi ve içimizde çiçekler açtı.
Kendimce bayramları ailemle geçirmeye özen gösteririm, o gün geldiğinde sabah erkenden uyanıp aile kahvaltısı için yapılan, haddinden fazla ve özenli hazırlıkların parçası olurum, çok işe yaramasam da. Her odadan yükselen çocuk sesleri, pıtır pıtır yukarıdan aşağı inen çıkanlar, o sırada namazdan evine dönen büyüklerin karşılanması… Mutfakta annenin ellerinden eve yayılan kokunun hâkimiyeti ise zihne öyle bir kazınır ki aynı kokuyu dünyanın öbür ucunda alsan, seni saniyede çocukluğuna götürür ve ben hâlâ şu yaşımda (ki ne var canım yaşımda) bayram sabahı giyeceklerimi asar, onlara günlerce bakıp heyecanla giyeceğim anı beklerim, severim böyle hissetmeyi ve enerjisini…
Yani anlayacağınız bizim oralarda bayramlar hâlâ yaşıyor. Fakat bir de bazı bayramlar vardır ki çok uzakta yaşanır ama hep bir eksik, içinde hep bir özlem vardır; çünkü gurbette yaşanılan bayramlar, köklerine duyulan hasreti barındırır içinde; kimse dillendirmez ama uzağa dalan o gözlerde hissedersin ve ben gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak, o bakışları çok iyi tanırım. Tam olarak burada araya önemli bir not eklemek isterim; bir defa gurbetin havasını solumuşsan ömür boyu seninledir özlem ve derin hasretler, geri dönüşü yoktur!
Bugün yapay zekâ ve gelişen dijital dünyada artık insanlar birbirine dokunamasa bile anlık erişebilmesi mümkünken benim bayramlarımda işler çok daha zordu. Dünyanın öte ucundan (gerçekten de öte ucu, Avustralya`dan) sevdiklerinin sesini duymak için inanılmaz bir emek ve bekleyiş olurdu evimizde. Bir telefon edip bayramlaşmak için bile santralin bizi sevdiklerimize bağlamasını heyecanla beklerdik. Bazen mektup yazardı annem, ancak yerine ulaşması çok uzun zaman alırdı ve yazılanlar anlık kıymetini yitirse de karşı tarafa kokusuyla giden mektup, hep değerini korumaya devam ederdi.
Ah, bir de hiç hafızamdan silinmeyen bir an vardır ki boğazım düğümlenir düşündükçe; bazı bayram zamanları kayıt yapan teyplerde ses kaydı yapardık ailece. Çocukluk işte, aklımıza geleni yarım Türkçemizle anlatır, şarkılar söylerdik ve kayıtlar birkaç fotoğraf ile gönderildi. Şunu belirtmeliyim ki gurbetçiler diline, geleneklerine, her anlamdaki bayramlarına ölesiye sahip çıkar; oralar çünkü onlara yabancıdır ve yabancı bir yerde kimliklerini yaşatma çabaları onları evlerine, topraklarına bağlayan en büyük değerdir.
Bayramlar ise bambaşkaydı o uzak topraklarda, tabii buralarda olduğu gibi resmî tatiller yoktu ama gereken zaman mutlaka büyükleri ziyaret için ayrılırdı ve bayram sabahına kadar ise dokunmadan ama her gün hayranlıkla izlediğim bayramlıklarımı giyeceğim anı sabırsızlıkla beklerdim. O gün geldiğinde de özenerek hazırlanır, anneme saçlarımı ördürürdüm. İçimde kelebekler neşeyle her yanımı sarardı, bayramlığıma denk bir de mutlaka çapraz bir çantam olurdu; çünkü şeker ve bayram harçlıkları için bu şarttı. Hafızamdan silinmeyen en tatlı an benim için o teyzelerin kendi işledikleri beyaz mendillerin arasına koydukları harçlıkları, kibarca hediye etmeleriydi; nasıl naif, nasıl samimiydi. Kendimi kocaman bir insan yerine koyar, özen gösterildiğini görünce çok önemli bir kişiymişim gibi dimdik, o süslü hâlimle salına salına yürürdüm. Özlemle anarım aramızdan ayrılan o kıymetli teyzeleri…
Mayıs ayında iç içe yaşadığımız çok kıymetli başka özel günümüz daha var! Tarihe adını altın harflerle kazımış, mücadelemizin, emeğimizin, bağımsızlığımız en temel ve önemli günü olan 19 Mayıs Atatürk`ü Anma ve Gençlik Bayramı!
Ailece ilk Türkiye`ye kısa süreliğine tersine göç ettiğimizde, henüz ortaokul öğrencisiydim ve daha ilk yıllarımda sırf boyum uzun olduğu için sorgusuz sualsiz hipodromda bayram kutlamalarına katılacaklar arasına okulumu temsilen seçilirdim. O seçilme anında sıralarda dimdik duran öğrenciler birbiriyle yarışırdı âdeta. İlk katıldığım töreni dün gibi hatırlarım, hipodromda nizami sırada çıkıp elimizde Türk bayraklarıyla yürüdüğümüz anlar paha biçilmezdi dostlar! Uzun uzun sıramızı beklerdik; bazen yorulurduk, sabırsızlanırdık, susuz kalırdık. Ancak akşam eve gittiğimizde televizyonda bu törenleri haberlerde gösterdiklerinde kendimi görmek için çabalardım, hâliyle göremedim ama bilirdim ordaydım, o bayraklardan birini ben tutuyordum, “Atamızın gençliğe armağan ettiği Cumhuriyetimizin gençleri…” diye habere giriş yapan spikerin bahsettiği gençlerden biri işte bendim, ne büyük gurur!
Benim burnumda tüten bayramlarım var, bugün yaşatmaya çalıştığım…
Benim özlem duyduğum anlar var, yeni anlar ile büyüttüğüm…
Ve benim çocuk kalbimle verdiğim bir söz var, o gün o hipodromda tutmaya devam ettiğim…
Hepsi kutlu olsun!



